7 Ekim 2010 Perşembe

Victory is mine! - Barcelona

Evet bir önceki yazıdan devam, Avignon'da sokakta geçen bir geceden sonra hava iyice ısınmıştı, karnımı doyurmuş, WC, Diş Fırçalama, üst değiştirme, traş olma gibi işlerimi halletmiş, yeni güne gayet taze bir şekilde başlamıştım, hedefim "Güney" di. Keyfim oldukça yerindeydi.

Edindiğim haritadan şehrin güney çıkışına doğru ilerledim. 10-15 dk. sonra o noktaya varmak üzereyken, orada 2 ayrı otostopçu daha gördüm, ancak farklı noktalardaydılar. Ve selam vermek üzere yanlarına giderken, bana yakın olana bir araç durdu. Fırsat bu fırsat deyip koştum ve sürücüye güneye gidiyorum beni de alır mısın? dedim. Kabul etti bindik. Genç bir çocuktu, eski küçük bir arabada güneye gidiyorduk, o sırada da diğer otostopçu ile tanıştım. İsmi Marko'ydu.

Marko muhtemelen sıradan bir insandı ancak kısa sürelik tanışıklığımız içinde bende çok etkileyici bir iz bıraktı. Görünüşü, ismi ve tavırları ile tam bir gezgindi. :) Havanın sıcaklığı, renklerin tonları yani genel olarak çevre aynen film gibiydi. Bu yüzden sanırım Marko hayatım boyunca unutmayacağım insanlardan biri olacak. Ayrıca Marko'nun verdiği küçük tüyolar sayesinde Fransa da otostop benim için çok zor olmadı. Sağol dostum. :)

Marko ile yaklaşık yarım saatlik yolun ardından, güneye giden yol ayrımında beraber indik. Barcelona'ya gitmek istediğimi söyleyince gel beraber otostop yapalım dedi. Ve yol kenarında otostopa başladık. Çok geçmeden bir araç durdu, Marko'nun fransız olması benim için şans oldu, sürücü ile kolayca anlaşıp bindik. 50 dk civarında süren yol boyunca fransızca bilmediğim için muhabbete fransız kaldım. Yol sonunda beraberce peage'da (piaj) indik. Bu arada öğrendiğim kadarı ile o Toulouse'a gidecekti ben Barcelona için Perpignon'a gitmeliydim. Bana peage'da nasıl otostop yapmam gerektiğini ve nelere dikkat etmem gerektiğini söyledi ve başladık. 30-35 dk sonra bana duran bir bayan Toulouse yönüne gittiğini söyleyince, ben değil ama arkadaşım gitmek istiyor dedim. Kadın kabul edince Marko'ya seslendim ve vedalaşıp ayrıldık.

Marko ile ayrıldığımız gişeler.

Ve uzun bekleyiş başladı. 1 saatlik bekleyişim sırasında bir çok araç durdu ama çoğu Toulouse yönüne gidiyordu, bunun sebebi sanırım güneyde pek büyük şehir olmamasıydı, bu arada peage görevlisi arkadaşlar oldukça kibar ve güler yüzlüydüler. İçlerinden biri en soldaki geçişte şansımın daha fazla olabileceğini zira orasının daha yoğun olduğunu ve araçların yavaşladıklarını söyledi, deneyeyim dedim ve o tarafa geçtim. Ancak genelde kamyonların ve karavanların oradan geçmesi pek şansım olmayacağını düşündürttüğünden 15-20 dk sonra tekrar eski yerime döndüm. Kamyonlar ekzos dumanı ve ses olarak oldukça rahatsız ediciydiler, karavancılar ise genelde yaşlı çiftler olduğundan pek istekli olmuyorlardı. Neyse eski yerime geçmemin ardından yaklaşık 40 dklik beklemeden sonra, bir araç durdu ve ne olursa olsun bineyim artık dedim. Sürücü 40 yaşlarında bir işadamıydı, Türk olduğumu söyleyince, geçen ay bir uydu projesi için İstanbul'da İTÜ'de olduğundan vs bahsetti. Yol boyu muhabbet ettik. Bu araçta diğer araçlar gibi Toulouse'a gidiyordu. Ancak beni arada yol ayrımı olan Narbourne'da bırakabileceğini ve oradan Perpignon yönüne araç bulabileceğimi söyledi. 70km kadar gittik ve Narbourne'da indim.


Narboourne gişeleri

Bu arada arkadaş, indiğim yerde değil biraz ilerde diğer gişelerde otostop yapmam gerektiğini inerken tembihledi. Burada biraz su içtim ve dünden kalan şeftalilerden yedim. Kısacası biraz mola verdim. :) Otostop yapacağım peage'da iki otostopçu daha vardı, biri oturmuş kitap okuyor diğeri otostop yapıyordu. Selam verdim ve Toulouse yönüne gideceklerini öğrendim. Ben de otoban kenarındaki patikadan bir 500 metre kadar ilerleyip Perpignon yolu tarafında bulunan gişelere geldim ve otostopa başladım. Tam bu sırada karşıdan bir otostopçu daha geldi, selam verdi, kısa bir sohbetten sonra az ilerde otostop yapacağını söyledi. Nereye gideceğini söylemişti ama aynı değildi şuan hatırlayamıyorum. Beklediği nokta durmaya elverişli bir noktaydı ve sanırım peage'dan daha mantıklıydı. Zira çok beklemeden bir araba buldu ve selam verip ayrıldı. O gidince bende oraya geçtim ve orada otostopa başladım, duran ancak istediğim yöne gitmeyen bir iki araca selam verip uğurladıktan sonra nihayet çok fazla beklemeden bende perpignon yönüne bir araç bulabildim. Hemde lüks sayılabilecek bir spor araba. :) İçindeki arkadaş çok az ingilizce biliyor ancak yinede konuşmaya çok istekli görünüyordu. Yol boyunca gezmeyi ne kadar sevdiğinden ve sürekli gezdiğinden bahsetti. Ancak gezi anlayışlarımız tamamen farklıydı, onunki lüks otellerde ve cruiselerde rahat rahat seyahat ederek gezmekti. :) Yinede keyifli geçen bir yolun ardından nihayet Fransadaki son durağım olan Perpignon'a ulaştım. Bu arada saati de 18:00 yapmıştım.

Perpignon Gişeleri

İki, iki buçuk saat sonunda havanın kararacağını biliyordum o yüzden planım hava kararana dek otostop yapmak, olmazsa buradan sonra trenle devam etmekti. Etraf normal olarak yabancıydı. Biraz oturup etrafı izledim, arabaların nerede durabileceğini, nereden daha çok geçtiklerine felan baktım. Uygun görünen bir noktada 3 kişi duruyordu, uzaktan otostopçulara benziyorlardı (Bu yanlarında karton görerek vardığım bir ön yargı ama haklı çıktım :) ) ancak oturmuş yemek yiyorlardı. Neyse bende dün aldığım sütü içtikten ve kalan son şeftalimi de yedikten sonra gişelerde otostop yapmaya karar verdim. Nihayet kartona "Barcelona" yazdım. Ne olur ne olmaz diye de arkasına "Spain" yazdım. Ve beklemeye koyuldum. 10dk kadar sonra o üç arkadaş geldi ve kendilerini tanıttılar. İşte o an hayatımda ilk defa gördüğüm bu üç kişiye inanılmaz kanım kaynadı.

2 Erkek 1 kız olan arkadaşlar, Leipzig, Almanyadan geliyorlardı. Bordeux'ya kadar arkadaşlarının arabası ile gelip bu sabah otostopa başlayarak Barselona'ya gitmeye çalışıyorlardı. İsimleride şöyleydi (kayda geçsin, unutmak istemiyorum) Sofia, Bjoern ve Yanni. (Doğru mu yazdım bilmiyorum tabi) Bu arkadaşlar o kadar sıcak insanlardı ki gelir gelmez otostop için benden izin istediler. Ve kendilerine bir araç dursa dahi önce bana yönlendireceklerini söylediler. :) Bu arada Barselona'da görüşmek için telefonumu istediler ancak işte orada bir aptallık edip ben onların numarasını almadım. (Hala onlara ulaşmak istiyorum ama ne CS'te ne de Facebook üzerinde bulamadım.) Arkadaşlar Barselona'da bir squadta (işgal evi) kalacaklarından bahsetmişti, oraya varınca hemen internetten squadları araştırdım ancak sadece internette bile 33 adet squad adresi olunca onların aramasını beklemek daha mantıklı olur diye düşündüm. Ama malesef aramadılar. :(

Alman arkadaşlar, Sırayla: Bjoern, Sofia, Yanni, Bilen gören tanıyan varsa bizi tekrar kavuştursun :)

Neyse böylece hep beraber otostop'a başladık. Bir on dk sonra ufak tefek bir kız kocaman çantasıyla geldi ve o da Barselonaya gitmek istediğini ve otostop yapacağını söyledi. :) Evet tam 5 kişi aynı anda aynı yöne gitmek üzere otostop yapıyorduk derken 2 kişi daha geldi. Şaka değil gerçek. Tam 7 kişi olduk. Neyseki son gelen arkadaşlar kuzeye Toulouse yönüne gidiyorlardı. Ufak tefek olan kız sanırım kız olmanın getirdiği avantajla fazla beklemeden araç buldu ve ayrıldı. Kuzey ekibi de 1 saat kadar bekledikten sonra bir araca atlayıp kayboldu. Biz 3 alman ve 1 türk kalmıştık. 1 saatten fazladır bekliyorduk. Ben kaçış planımdan arkadaşlara bahsettim. Hava kararana kadar bekleyeceğim, olmazsa trenle gideceğim dedim. Ancak buna gerek olmadığını gece beraber kalabileceğimizi söylediler. Çadırım yok deyince de bizde var beraber kalırız dediler. :) Üstelik birde beklerken yemeklerini paylaştılar, bende onlara su verdim. :) Bu kadar kısa sürede bu kadar paylaşımcılık, şaşırmış, mutlu olmuş, yine hayatım boyunca unutmayacağım insanlarla tanışmıştım. Bir kez daha "iyi ki bu yolculuğu yapmışım" dedim kendi kendime.

2 saat sonunda hala oradan ayrılamamıştık, hava yavaştan kararmaya başlamıştı ümitlerim tükeniyordu, geceyi geçirmeyi göze almıştım, yemek işini nasıl yapsam diye düşünüyordum. Bir yandan da Sofia ile strateji yapıyorduk, acaba tabelamızı değiştirsek diye düşünüyorduk ve onlardaki haritadan en yakın ispanyol kasabasının adı olan "Direction Figueres" ismini bir kartona yazdık. 4 kişi gişelere dağıldık, Bjoern burada iş yok abi diyerek gişelerin yol ayrımına doğru elinde "Süd" (Güney) yazan ve gülümseyen güneş resmi olan tabelası ile ilerledi. Çılgın gibi her gelen aracın önüne geçiyor tabelayı göstermeye çalışıyordu. Onu izlemeye dalmışken, Sofia'nın seslenmesi ile yanımdaki koca tırı farkettim. Tır şoförü sadece 1 kişi alabileceğini söylüyordu, yasalar böyleymiş. Panikle arkadaşlara veda bile edemeden tıra atladım. Sadece camdan el sallayabildim.

Tabelamız, Benim ve Sofia'nın çantası ve onların tabelası.

Kamyona biner binmez sürücü birayı uzatıverdi hemen, fransızca ve ispanyolca konuşma çabalarından sonra sadece ingilizce bildiğimi anlatabilince, kırık bir ingilizceyle tanıştık. Bir bira da sen ister misin dedim ve şimdi değil sonra cevabını aldım. Neyse İspanya sınırına varmamız bir, bir buçuk saati buldu, sürücü arkadaşın yani Sergio'nun (Bu arada isminin telaffuzu Serhio idi ama nasıl yazılıyor bilemediğimden Sergio yazacağım) tahminlerine göre 23:30 veya 00:00 gibi Barselona'da olacaktık. Aslında daha erken olabilirdik ama çok acıktığını yemek molası vereceğini söyledi. Bir de tam olarak Barselona'ya gitmiyordu, ancak çok yakınına gidiyordu, oradan belediye otobüsü veya metro bulabilirsin dedi. (Bu arada bunlar çok kısa dialoglar gibi görünse de benim ispanyolca bilmemem onun ingilizceyi çok çok az bilmesi yüzünden anlaşmak bir hayli uzun sürmüştü)

Kral şoför Sergio :)

İspanya sınırını geçer geçmez oradan bir bira da bana uzatır mısın dedi :) Meğer fransız polisi bu konuda çok katıymış, ancak ispanya da pek umursamıyormuş polisler. Ortadaki buzluktan bira çıkarıp uzattım. Aklım hala 3 almandaydı. Onlarla tekrar görüşebilecek miyim diye düşünüyordum, durumdan Sergio'ya bahsettim, eğer İspanyada olsaydınız hepinizi alırdım ancak Fransız polisi sadece 1 kişiye müsaade ediyor dedi. Onlara telefonumu verdiğimi ancak onların numarasını alamadığımı söyledim, mola yerinde garson kızın tercümesine kadar bu konuyu bir türlü anlatamadım :) Neyse yaklaşık 2 saatlik yolun ardından, bir kamyoncu lokantasında durduk. Israrla ne istiyorsam almamı parasını kendisi ödeyeceğini söylüyordu, önüme gelen menüye baktım doğal olarak birşey anlamadım. Garson kıza sadece çorba istiyorum dedim ve Gazpacho adı verilen soğuk bir çorbadan bahsetti tamam dedim. Aç olmama rağmen fazla masraf olmak istemediğimden sadece çorba istedim. Ana yemek istemedim. Bu arada da Sergio biraları getirdi :) Neyse Bira-Çorba ikilisini yudumlarken Sergio'nun sucuğa benzeyen etli yemeği geldi, garson kıza benim yemeğimi sordu ve benim ana yemek istemediğimi öğrenince ısrar etti ve bana da aynından söyledi ve sağolsun benim yemeğim gelene kadar kendi yemeğine başlamadı. Bu tarz jestler görmek insanı mutlu ediyordu :) İlginç yemeklerin ve iki şişe biranın ardından kamyonumuza geçip tekrar yola koyulduk. Yemeğin verdiği mayışıklık ile yol boyunca uyuklamışım.

Barcelona yakınlarında bir tır garajı, bizim tır en arkada kırmızı tırın arkasındaki beyaz tır.

Gece yarısına doğru tır garajına ulaştık. Burada treyleri bırakıp yenisini alacaktık. :) Sergio'nun park etmesine yardımcı oldum. Treylerin bırakılış aşamalarını öğrendim ve yenisini alırken yardım ettim. Bu arada "ispanyada yaptığım işe bak yahu" gibi düşünceler geçiyordu kafamdan. :) Halimden oldukça memnundum. Normal bir seyahat esnasında başına gelemeyecek şeylerdi bunlar. (İtalyada da lokanta kapatmıştık) :) İş bittikten sonra havanın burada sıcak olduğunu farkına vardım. Fransa'da geçen soğuk bir gecenin ardından, gece yarısı tişörtle üşümemek beni sevindirmişti. Tırı bıraktık ve Sergio'nun arabasına geçtik. Ha birde tır garajında dikkatimi çeken bir başka şey burada da kamyoncular kamyonlarını fazlaca süslüyor, üzerine yazılar yazıyor abartılı ışıklandırmalar yapıyorlardı. Sergio beni otobüs durağına bırakacaktı. Bu saatte metro bitmiş oluyor dedi. Saat 00:30'a geliyordu. Durağı gösterdi, 10-15 dk sonra gelir dedi ve Sergio ile vedalaşıp ayrıldık.

Ve Barselona otobüsü, Belediye otobüsü fiyatına Lyon-Barselona arasını geçmek. Saat: 00:58

Otobüs beklemeye koyuldum. Söylediği gibi kısa sürede otobüs geldi. Ve 3€'ya bileti alıp 1 saatlik yolun ardından Barselona'ya vardım. Otobüse binmeden evinde kalacağım arkadaşım Carmeta'yı aramıştım. Bu arada Carmeta ile 2 yıl önce bar işlettiğimiz sırada tanışmıştık, arkadaş grubu ile bara gelmiş oldukça eğlenmiştik. Facebook ve iletişim adreslerimizi almıştık. Tekrar buluşmamız çok güzel ve ilginç olacaktı. Nereden nereye. :) Neyse Carmeta'ya oldukça geç olduğundan bu gece gelemeyeceğimi söyledim. Yarın sabah görüşürüz dedim. Hava sıcaktı ve dışarıda kalabilirim diye düşündüm. Gecenin o saatinde rahatsızlık vermek istemiyordum. Otobüs beni Barselona'nın merkezinde ismini hatırlayamadığım bir meydanda bıraktı. Biraz etrafı dolaştım ve alışmaya çalıştım. Dolaşırken gezdiğim birçok kentteki gibi uyuşturucu satıcıları yanımdan geçerken sessizce "Haş", "Kok" gibi şeyler söyleyerek geçiyordu. Ancak bir diğer ilginci bisikletli bir adam gelip, "Do you want aluminyum bike?" dedi :) Neyse bu tarz hareketlerden fazlaca turist göründüğümü anlayıp, geceyi geçirmek için merkezden uzak bir park gibi bir yer aradım ve buldum. Çantamın üzerinde çokta konforlu olmayan ama hiç değilse sıcak bir gecenin ardından, ertesi sabah zeka bilmeceleri gibi olan metro haritasını çözerekten "Alfons X" durağında inip Carmeta'nın adresini buldum. Ve nihayet iki gecelik dışarıda geçirilen uykunun ardından evdeydim. :)

2 Yorum:

holy sycrone_one dedi ki...

valla imrendim. merakla barcelona meaceralarını bekliyorum :)

Çaylak dedi ki...

Macera Barselonada değil adamım yollarda!

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...