organizasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
organizasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2011 Pazartesi

Oryantiring (Orienteering) Nedir?

Bir kaç haftadır, çalıştığım part-time işlerde tanıştığım arkadaşlarım vasıtası ile İTÜ Oryantiring Kulübü ile pazar sabahları bu aktiviteyi icra ediyoruz ve inanılmaz keyif alıyoruz. Keyif aldığımız bu spor dalını kısaca tanıtayım ki başkaları da keyif alsın istedim. Öncelikle Orienteering nedir diye kısaca özetleyelim:

Bir ekip bir bölgeye (arazi veya şehir içi) çeşitli hederler gizliyor, ve kayıt masasını kuruyor, sonra siz gidip kayıt yaptırıyorsunuz size haritanız veriliyor ve çıkış zamanınız not alınıyor. Haritanın yanında bir de pusula kağıdınız oluyor. Sizde bu haritaya göre hedefleri istenilen sırada buluyorsunuz ve hedeflerde bulunan zımbalar ile pusulanızdaki ilgili bölmeye işaretleme yapıyorsunuz. Her zımbanın kağıtta bıraktığı işaret farklı olduğundan, kontrol sırasında doğru hedefe varıp varmadığınız da kontrol edilebiliyor. (Profesyonel yarışmalarda duyduğum kadarı ile olay biraz daha gelişmiş. Ama henüz bunlarla bir işimiz olmadığından onun anlatımını ileriye bırakıyorum) Ve son hedefe vardığınızda süreniz not alınıyor. Böylece bir sıralama oluşturuluyor.

Bu açıklama da İstanbul Oryantiring Grubu sitesinden alınma:

İngilizce'de orienteering olarak kullanılan bu deyim; harita ve pusula kullanarak, özel bir topografya haritasında işaretlenmiş bir dizi kontrol noktasını bulmak sporun adıdır. Kendi rotanızı yoldan veya araziden kendiniz belirlersiniz.Rotanızı tüm noktaları bulup varış hattına en kısa zamanda ulaşmanızı sağlayacak şekilde planlamalısınız. Her nokta veya kontrol haritada belirtilmiş bir şekildir, yol çatalı, dirsek, su kaynağı vb. Kontrol noktaları turuncu/beyaz bayraklarla işaretlenmişdir. Oryantiring genelde "düşünce sporu" olarak tanımlanabilir. Bunun sebebi ise harita okuma ve hızlı karar verebilme gibi meziyetlerin atletik özelliklere ilave edilmesi gerekliliğidir.
İstanbulda bu aktiviteye katılmak için yukarıdaki alıntıyı yaptığım grubun internet sitesinden kayıt olup pazar sabahları yapılan antremana çok cüzi miktarlar vererek katılabilirsiniz. Genelde antremanlar Belgrad ormanlarında gerçekleşmekte ve orada kısa bir anlatım yapılmakta. "Yeni Başlayan", "Kısa", " Orta" ve "Uzun" olmak üzere 4 kategoride parkurlar hazırlandığından neredeyse herkese hitap etmekte.

Benim açımdan en tatmin edici özeliklerinden bir tanesi pazar sabahları öğlene kadar uyumak yerine öğlene kadar süren bu aktiviteye katılarak, hem günümü değerlendiriyorum, hemde sabah sporumu yapmış oluyorum. :)

Hedefler neye benziyor:


Gizlenen Oryantiring Hedefi

Hedefi bulup zımba ile işaretleme

Haritalar neye benziyor:




Haritalar topografik olmakla beraber üzerlerinde bir çoğumuzun bilmediği bazı simgeler bulunuyor, bu simgelerin ve izohipslerin yardımı ile hedefi bulmaya çalışıyoruz. Yine İOG'nin sitesinden bu simgelerin bazıları açıklanmış buradan bakabilirsiniz.

Ayrıca şurada da örnek harita anlatımı var.

Pusulalar neye benziyor:

Finalde pişen sucuklar neye benziyor: :P


Evet onca kalori yakıp hemen geri alıyoruz ama aldığımız keyif yanımıza kar kalıyor...

Pazar sabahı antremanda görüşmek üzere. :)

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ağrı Dağında Rehber Olmak No.2

İlk turumdan döndüğümün 3. günü yine şirketten telefon geldi bir tur daha öneriyorlardı, nispeten kısa olan bu tur için açıkçası pek düşünmeden tamam deyince ufak bir pişmanlık yaşasam da (o dönem dinlenmeye fırsat bulamamıştım, ilk turdan döner dönmez part time günlük işler gelmişti) bu pişmanlığım uçağa binenene kadardı.

Bu sefer ne yaşayacağımı, neler yapacağımı kimlerle muhattap olacağımı bildiğimden daha rahattım, tek bilinmez kimlerle dağa çıkacağımdı. Bu turdaki ekibim yarı yarıya Türklerden oluşuyordu. Başka bir firmadan çalıştığım firmaya paslanan müşteriler. (Bu insanlarla beraber tırmandığımdan, 10 günü beraberce geçirdiğimden müşteri demek beni rahatsız ediyor açıkçası bundan sonra arkadaşlar diye bahsedeceğim)

Turumda 4 Türk, 1 Alman, 2 Bask, 1 İngiliz ve 1'de isviçreli vardı. 2 Türk ile (Kadir ve Ömer abi) henüz İstanbuldayken buluşup tanıştık, diğer arkadaşları Van'da teker teker toplayacaktım. 3. Türk olan Hakan abi ile de Van hava alanında buluştuk. Bana verilen bilgiye göre 2 ispanyol ile de Van hava alanında buluşmam gerekiyordu mantıken outdoor kıyafetli bir çift görürsem onlardır heralde diye düşünüyordum fakat dönem tırmanış dönemi olduğundan neredeyse herkes outdoor kıyafetler giyiyordu. :) Bende insanların teker teker hava alanından ayrılmasını bekledim ve kalan çift benim aradığım olacaktır diye düşündüm. Ve haklı da çıktım. Çiftimizin adları Miguel ve Maite idi. Selamlaşıp bizi alacak diğer aracı beklerken tırmanış botlarımı bagajdan almadığımı farkettim. Koşa koşa tekrar bagaja ilerlerken kayıp eşya bürosunun önünde yerde botlarımı koyduğum çantayı gördüm. (Bir kez daha botlarımı kaybedip bulmuştum)

Sürekli kaybedip bulduğum botlarım

Aracı beklerken ekibi birbiri ile tanıştırma ve ekip ile tanışma görevimi yerine getirdim, şimdiye kadar çok güzeldi herkes sıcak kanlı, hevesli ve olumlu görünüyordu. Bizi alacak araç geldiğinde Çin'de yaşayan bir alman olan Uli'yi de otelden aldığını gördüm ekip yavaş yavaş toparlanıyordu. Hızlıca araca yerleşip kalanları almaya kaldıkları otele doğru yola çıktık. Doğan, Jann, Jonathan ve Sybilla'yı da aldıktan sonra uçar gibi doğubeyazıtın en lüks oteli olan Golden Hill'e vardık. Ayarlamaları yaptıktan sonra ertesi sabah 9'da buluşmak üzere ayrıldık.
4. Yıldızı elinden alınmış Golden Hill Oteli

Sabah önce jandarma'da çıkan ufak pürüzü çözüp daha sonra kapalı olan eli köyü yerine ismini hatırlayamadığım daha kuzeyde kalan köye geçtik. Ve Katırcı dostlarımla tekrar görüşüp selamlaştıktan sonra yürüyüşe başladık. Ve ekibi gözlemlemeye başladım, hız olarak bir iki kıişi dışında birbirleri ile gayet uyumluydular. Jann yıllardır dağcılık yapmasından ve fırsat bulduğu her haftasonunu alplerde değerlendirmesinden kaynaklı oldukça hızlıydı, Ömer abi ise uzun yıllardır ilk defa dağlarda bulunmasından ötürü ekibe göre biraz yavaş kalıyordu. Neyse güzel sohbetler eşliğinde ~3200'de olan ilk kampımıza vardık. İnsanlar üzerlerinde olan şaşkınlığı atıp dağa ve ortama alışmaya çalışırken bende onları tanımaya çalışıyor bir yandan da bir önceki turumdakilerle kıyaslama yapıyordum. Onlara göre nispeten daha pozitif ve iyi vakit geçirmeye gelmiş gibilerdi. Akşam yemeğine kadar tırmanacağımız arkadaşlarımla akşam yemeğinden sonra da aşçımız Murat ve katırcı arkadaşlarla edilen uzun sohbetlerden sonra ertesi gün aklimatizasyon tırmanışı için yattık. Ben geçen turda olduğu gibi mutfak çadırında gecelemek istediğimi söyleyip yatağımı hazırlarken Murat da beni ısrarla üşüyeceğimi söyleyerek vazgeçirmeye çalışıyordu. Başarılı olamadı, üşümedim de. :) Uyku tulumunda nasıl yatacağını bildikten sonra yerin çok bir önemi yok deyip artisliğimi de yapayım bu arada.

Kamp Mutfağı - Uli ve Turkish Team

Ve evet gerçek performansları görme zamanı bugünkü planımız 4200'e çıkıp tekrar aşağı inmekti. İlk etapta yavaş kalanları öne alarak ekibi bir arada tutmaya çalışsam da en yavaşın temposunun (aslında temposuzluğunun) diğerlerine zarar verdiğini görüp, arayı açmalarına izin verdim, hava gayet iyi rota oldukça belirgindi. Zaten dağın son dönemleri olduğundan insanlar akın akın dağa geldiğinden rota çok kalabalıktı. Bende arkada kalan arkadaşlarıma dağda yürümenin püf noktalarını anlatarak tempo tutmayı gösterdim ve arkadan tırmanışa devam ettik. Yukarıda performans aşağıda geceleme, aklimatizasyon gayet başarılıydı. Bu arada 4200 kampını ilk defa bu kadar kalabalık görüyordum, ve bunun bu döneme özgü olduğunu da Murat'tan teyit ettim.
 4200 Kampındaki Keşmekeş

Akşama doğru kampa dönüpertesi gün tekrar 4200 kampına gitmek üzere hazırlıklarımızı yaptık, yukarıda yer sıkıntılı olduğundan zor da olsa Murat bize bir mutfak çadırı ayarlayabildi. Önceki gün kör bir dağcıya zirve yolunda rehberlik yapan rehberimiz Mustafa abi de bize katılınca gönül rahatlığı ile çadırlarımıza çekildik.
 Rehberimiz Mustafa

Sabah yine ekibi bölerek 4200 kampına yollandık. Bu sefer tempomuz düne göre daha iyiydi. Ancak yine de Jann kadar hızlı değildik. Yanımızda ilerleyen yüklerini atlarla değil sırtlarında taşıyan gerçek alpinist estonyalı grup ile neredeyse aynı tempoda ilerliyorduk. :) 4200'e vardığımızda yolda bizi geçen çantalarımız ve Murat çoktan çadırları kurmuş, mutfağı hazırlamıştı. (Beni tembel alıştıran öğeler: Mutfak çadırı ve Atlar) Akşam yemeğinde ertesi günkü program kalkış saatleri malzemeler ile ilgili kısa bir brifing yapıldıktan sonra yavaş ekip benim liderliğimde 12:00'de, geri kalan ekip ise Mustafa abi liderliğinde 02:00'de yola çıkmak üzere yattık.

Koşullara göre zengin bir kahvaltıdan sonra 12:45 gibi yola çıktık, önümüzde bir iki ekip vardı, karanlıkta sadece kafa lambalarını görüyorduk. Yavaş yavaş biz de yükselmeye başladık, bir iki saat sonra arkamıza dönüp baktığımızda kafa lambaları ateş böceği gibi parıldayan farklı ekipler halinde 100'e yakın tırmanışçı peşimizden geliyordu, fotoğraf makinalarımızın yakalayamayacağı bu güzel görüntüye biraz bakarken bir şeyler atıştırıyorduk. Zaman geçtikçe diğer ekipler bize yetişiyor, bizi geçiyorlardı, yavaş ama tempolu bir yürüyüş ile 6 saatten sonra buzulun başlangıcına gelmiştik, hava ve kar koşulları gayet iyiydi ancak yine de krampon takmak gerekiyordu. Güneşin doğuşu ile Ağrı dağı heybetini gölgesi ile hissettirmeye devam ediyordu, tek sıkıntım yavaş gittiğimizden ötürü ısınamamamdı. Güneş biraz yükselince içimizi ısıtarak bu problemi de ortadan kaldırdı.

Ağrının Devasa Gölgesi
Bensiz Zirve Fotosu


Bizim ekibin kalanı Mustafa abi rehberliğinde bizden 45 dk kadar önce zirve yapmıştı, zirve platosunda ekipten Miguel ve Maite ile karşılaştık, onlar zirveyi yapmış dönüyorlardı. Miguel'e zirvede tişörtleri çıkarmak üzerine olan iddiamızı hatırlatınca bize katılıp tekrar zirveye gelmeyi kabul etti fakat Maite baskça birşeyler söyleyip onu vaz geçirdi. :) Miguel 50li yaşlarında inanılmaz eğlenceli bir adamdı.
Zirve Yolunda Biz - En arkadaki iki kişi
08.45 gibi zirveye ulaşıp defteri karalayıp zirve fotolarını çektirdikten sonra aşağı indik. Önce 4200 kampına ardından 3200 kampına.

Çadırları tekrar kurup akşam yemeğinde bütün ekibin zirve yapmasını kutladık.

Ekibimiz
Ertesi sabah gökyüzü kapanmış, gece zirve yoluna kar yağmıştı, aşağıda olmaktan zirveyi güzel bir havada yapmış olmaktan mutluluk duyarak, o an yolda olan tırmanışçı dostlarımıza şans diledik. Kahvaltı esnasında atıştıran sağanak yağmur sonrasında mis gibi toprak kokusunu içimize çekerek başladığımız noktaya adım adım geri döndük. Doğubeyazıt-Van-İstanbul.
Miguel ve Maite - Bask Çiftimiz
İkinci ve en güzel turumun bitmesinin verdiği burukluk ile istanbula döndük. Haberleşmek üzere mail ve telefonlarımız paylaştık.

Ve evet daha da sevdim ben bu işi.

27 Mart 2010 Cumartesi

29. İstanbul Film Festivali

3 Nisanda başlayacak olan film festivaline son 3 yıldır olduğu gibi bu yılda katılmamak niyetindeyim.


Neden? Çünkü yine 20 Mart Cumartesi günü sabahtan bilet kuyruğuna girmeyi unuttum. Evet festivalin bence en keyifli kısmı, sabahtan gidip o bilet sırasında 2-3-4 saat beklemek beklerken bekleyenlerle konuşmak, tanıdıkları görmek ve en sonunda sıra bana gelince bir tomar bilet ile evime mutlu multu yollanmaktı. Hatta o tomar tomar bileti yanımda taşıyıp ertesi pazartesi okulda arkadaşlarımla ortak filmlerimiz varmı diye kontrol etmekti.

İstanbuldaki ilk 3 senemde hiç kaçırmadığım bu sırayı bir kez kaçırınca anladım bunun önemini. Zira sonra hiç gidipte bilet felan almadım. Tüm hevesim kaçtı. İşte bu yüzden bu senede film festivaline katılmayacağım. Oturup kitapçıktan filmlerimi seçtikten sonra internetten indirip evde izleyeceğim.

15 Ekim 2009 Perşembe

Burning Man


"Kelimelerle ifade edilemeyen" festivalmiş. Gidip görmek lazımmış. Yaşamak lazımmış. Nereye baksam böyle yazarmış. Demişlerki burning man için:

kar amacli bir sponsoru olmayan, sadece gonullulerle yonlendirilen, ko-ca-man bir festival bu. sayilar yeterli bir sekilde ifade edemiyor bunu, ama gene de belirtmek gerekir ki bu sene 50,000'den fazla kisi katildi. bu kadar buyuk, sevgi ve guven hediye etmeye dayali bir festival olmasina ragmen, ortami suistimal eden kisiler azinlikta kaliyor - beni en cok etkileyen yonu de burasi.

henuz kita avrupalilar tarafindan kesfedilmeden once yerliler ayni mekanda* yilda bir kere toplanip ates ve seks temali ritueller yaparlarmis. yeni amerikalilar yerlilerden kurtulduktan sonra bu rituelleri kendi festivallerine donusturmusler. col soguk savas sirasinda ise ordu tarafindan isgal edilip silah denemeleri icin kullanilmis. burning man ilk mekani olan san francisco'daki bir sahile 1990'da artik sigamaz oldugunda, buraya tasinmis.

festivaldeki sanat genelde karmasik ve asiri derin sanattan ziyade, ifade etmek istedigi seyi dupeduz gozler onune seren turde bir sanat. tamami gezilemeyecek kadar buyuk bir mekanin her yonune serpistirilmis sanat eserlerinin yaninda, ortalikta gezinen bir suru evrim gecirmis arac var. bircok insanin giydikleri (ve giymedikleri) de sanat sayilabilecek nitelikte. bunun yaninda kocaman bir parti ruhu var. colun ortasinda kendi kendine yetebilmek, ve sonrasinda hicbir iz birakmadan ortami terkedebilmek festivalin onemli bir parcasi. ayrica her turlu fikre acik olmak, her kafa yapisina sahip insani kabul etmek, iletisim kurmak, saymak ve hatta sevmek cok onemli. dindarindan hippisine, metalcisinden meditasyoncusuna herkes birbirine ahbabiymis gibi davraniyor.

kanimca detaylara cok fazla inmeye gerek yok. hem kelimelerle anlatmak imkansiz, hem de anlatabilsem bile kisisel olarak yasanilmasi gereken bir sey bu. basta kayboluyor insan illaki, ama sonra kendini buldugunda etrafindaki insanlara daha farkli gozlerle bakiyor.
Ekşiden bir entry okudunuz.

Festivalden kareler
Youtubede burning man
Ekşiden entryler

Ve tabiki resmi sitesi:

http://www.burningman.com/

Nasip kısmet artık, ben kendimin orada olabilme hayalini sevdim.


Not. Hippimsi bir festival olsada ekşide yazdığına göre bir hayli pahalı olan bir festival imiş.

21 Temmuz 2009 Salı

RockNCoke Serüveni ve Selülitler

Giriş

Haftasonu iş dolayısı ile rockncoke zımbırtısına katıldım, iş teklifi gelince pek keyiflendim hemen kabul ettim zira bu işlerde güzel para oluyor, neyse madem katılacağız bari bir bakalım kim geliyormuş diye düşünürken günlerdir önünden geçip dikkat dahi etmediğim okuldaki reklam panosundan prodigynin cumartesi günü headliner olarak çıkacağını öğrendim,mutluluğuma mutluluk kattım, yıllardır dinlemememe rağmen elektronik muzika ortamlarında yeni sayılabilecek bir adam olarak bu güzel bir fırsat idi.

0. ve 1. Gün

Neyse perşembe akşamı istanbul parka doğru ekip arkadaşlarımla "ilginç" bir araçla yola koyulduk, Bol esprili, bol erkek muhabbetli bir yolculuktan sonra festival alanına giriş yaptık, işimizin kurulum kısmını hallettikten sonra serin bir havada stand altında tatlı uykunun kollarına balıklama misali atladım, sabah erkenden çoook işimiz var diyerekten uyandık, aslında yoktu. Neyse işin son rötuşlarını da yaptıktan sonra işverene işimizi beğendirdikten sonra nihayet serbesttik. Sağda solda takılmaca falan filan derken dedilerki alanı boşaltın. İyi bir mazeret diyerek kahvaltı yapmak üzere yakılardaki bir köye gidip kahvaltı mevzuunu ve tuvalete olan borcumuzu ödedikten sonra tekrar festival alanına dönerken içerde kalan 4 kişilik ekibimize de kahvaltı almayı ihmal etmemiştik. Neyse döndükten sonra akreditizasyon işlemleri felan derken içeri yemek alınmayacağını öğreniyoruz, işin sinirlenme tartışma kısmını bir kenara bırakarak sakinleşiyor işlemleri yapmak üzere kuyruğa giriyoruz, içeri almakla görevli küçük CO arkadaş sırayı takip etmeyince bizde katakulli aşamasına geçip içeri dalıyoruz, işlemleri yapıp içeri girince rockncoke yönetimi büyük süprizini yapıyor, içeride akşam 6ya kadar yiyecek ve içecek satışı olmayacaktır. Ve ekip aç kalıyor. Kendi içimizde bir planla bu sorunu halledip sinirlerimizi cebimize koyup sakin sakin bekliyoruz. Ancak bir yere kadar, hava sıcak, su yok (aslında var fekat su satışı yok) artık o cebime aldığım sinirlerimi çıkarıp satış noktasına doğru yönelip oradaki bir arkadaşa iletiyorum sağolsun o da beni kırmayıp kabul ediyor ve suyumuza sıcakta olsa kavuşuyoruz. Gün böyle geçerken (bu arada deodorant, vitamin haplarım ve çakımı rahatlıkla saklayabildiğimide söyleyeyim) gece oluveriyor günün yorgunluğu ile mışıl mışıl sabahlıyoruz.

2.Gün

Evet büyük gün çalışma bugün başlıyor ellerimde şuan oluşan su toplamalarının nasırların temelleri bugün atılacak. Bu arada ilk müşteri alımları ile genel kitlenin sosyolojik analizini yapmaya başlamıştım. Saat 11 gibi ilk müşterilerimizi kabul etmeye başlıyoruz, müşteri demek yanlış aslında verdiğimiz hizmet bedava hal böyle olunca talep maksimum. Çocuğundan amcasına hepsi geliyor, sağlığın zirvesine çıkmaya çalışıyorlar. Onlar çıktıkça benim sağlığım tükeniyor, arada arkadaşlarımı görüyorum nasıl olsa akşam tekrar karşılaşırım ümidi ile akşam görüşürüz deyip geçiyorum, gün böyle geçiyor. Akşam olduğunda iki kişi olarak elimizden yaklaşık 250 kişnin geçtiğini görüyoruz. Evet saat 21.00 gibi artık özgürüz, sahnede NIN var, bitsin artık diyorum. Ve sahnede Prodigy. Sahne güzel ses sistemi muazzan ışılar idare eder performans iyi fekat bende hal kalmamış, kendimi tek başıma gaza getirebilecek ne gücüm var ne de beni gaza getirmeye yardım edecek arkadaş veya bira alacak param! (uzun cümlenin kralı :S ) Gündüz gördüğüm kimseyi göremiyorum, ortam cıvıl cıvıl takılanlar felan. Konseri sonuna kadar kaldıramıyorum iş bitiminde aldığım duşun mayıştırcı etkisi kendini iyice göstermeye başladı artık standa doğru gidiyorum kamp sandalyelerinden birine tüneyip görrebildiğim kadarı ile oradan devam ediyorum konsere, o mesafeden görebildiğim kadarı ile Bis olmuyor, seyirci sanki sıkılmış, kkonser biter bitmez dağılıyorlar. Şaşırıp üzülüyorum :) Neyse az daha dolanayım diyerekten Coca Cola nın top şeklindeki alternatif sahnesine gözüm ilişiyor, ana sahneden daha güzel bir ortam ancak ilgi felaket, bir kaç kıro kendi halinde takılıyor, gelen hatun (yeni hatun) kişilerri sarkışları ile kaçırıyorlar. Bende biraz müzğün dadına varıp, sevgilimin kollarına bırakıyorum kendimi (uyku)

3. Gün

Artık alıştı ellerim dünden hatıra su toplamalarımdan birini patlatıyorum ikinci gün. Dünden daha fazla ilgi var bugün, artık bizim dışımızda çalışanlarlada tanışıyoruz özellikle yan komşumuz lunapark ile tanışmamız çok eğlenceli oluyor. Halk arasında kamikaze, makas, vortex adları ile bilinen zımbırtıya bol bol biniyoruz, artık zevk vermiyor :) Sıfır adrenalin. Üçüncü gün hızla geçiyor, akşam gitme planları yapıyorum, ertesi günkü makina dinamiği vizesi bana vortexten daha çok adrenalin salgılatıyor. Neyseki ertelendi. Bir saat sonra gireceğim bu vizeye. Akşam oluyor, artık işimizi bitirip sökme işlemine geçiyoruz, sonra eve doğru gitmek üzere bir arkadaşıma yamanıyorum, "jet" hızı ile eve gelip davetiye ayarlayamadığım için bana kızan sevgilimin gönlünü enerjim yettiğince almaya çalışarak kendi yatağımda yatmanın keyfi ile gözlerimi kapatıyorum.

Festivalden Kalanlar (Özetle)

- İçeri yemek ve su sokulmasına izin vermeyip canımıza kasteden RockNCoke yönetimi.
- Sıcak altından akreditizasyon işlemi için bekleyip sürekli yeni insanlar gelmesi, ancak bizim hep sıranın en arkasında kalmamız ve isyan edip aradan içeri dalmamız.
- Festivale gelen kitlenin yaş ortalamasının ya çok küçük olması ya da benim artık yaşlanmam.
- Türk kızlarının büyük çoğunluğunun selülitli kalçalara, yarısının tahta göğüslere sahip olduğunu farketmem. Ancak onların selülite rağmen bacak ve kalçalarını sergileme sevdası.
- İş molasında Türk hesabı yaparak şu kadar kişi gelse şu kadar para verse şu kadar gider olsa şu kadar kar var deyip astronomik rakamlara ulaşıp ağzımın açık kalması ve aldığım parayı beğenmemem.
- Sabah akşam McDonalds menüye vurup bokunu çıkarmam.
- Festival ortamında ilk defa bu kadar rahat sıçmam. (Kapı kilitlenebiliyor, Bol tuvalet kağıdı var daha ne isteyeyim)
- Toirent tuvaletlerinden ve ayak pompalamalı lavabolarından tiksinmem.
- Bira satan bardan bira istemem gözlüklü kızıl kızın bana acayip acayip beleşci gibi bakması, utanmam.
- Lunapark görevlileri ile kanka olup sınırsız vortexe (makas, kamikaze olarak da bilinir) binmem.
- Vortexte arkadaşımla yanyana değilde farklı kollara binmemiz sonra abiye söyleyince ben sizi buluştururum deyip havada ters bir şekilde bizi yanyana bekletmesi, bizi gerçekten buluşturup, üstüne torpil olarak ekstradan 3 dk daha çalıştırması.
- Bir önceki işten kalan amele yanığımın üstüne level atlamam ve siyah beyaz bir renge bürünmem.
- Prodigy konseri sırasında birinin sahneye kıyafet atması elemanın alıp ayaklarını silmesi.
- Bir festivali daha geride bırakmam.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...