narsizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
narsizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2010 Pazar

Adsız.txt

Buraya bir şeyler yazmak istiyorum. Kendimi sorumlu hissediyorum. Okuyana karşı değil kendime karşı. Bu blogun hayatımda yaptığım güzel şeylerden biri olduğunu ancak eskisi gibi yazmadığımın farkındayım. Aslında kasmanın alemi de yok bir şekilde gidiyor. Mu? Böyle deyince de bir şekilde gitmiyor. O dengeyi iyi yakalamak lazım.
Kendi kendine duygu ve düşünceler olsun bu yazının konusu. Ortamdan bahsedeyim önce; haziran ayının sonlarına yakışmayacak kadar serin mersinin nemli havası, hatta o serinlik yüzünden burnum akmaya başladı. Lise hayatım boyunca yattığım yatağın yerinde şu an duran, en sevdiğim koltuk takımımız yerine aldığımız, eskittiğimiz 2. takım olan köşe koltuk takımının çek yat kısmı durmakta; ve ben onun üzerine, her zamankinin ters yönünde yatarak bu yazıyı yazmaktayım.

Her zamanki gibi denizin dalgalarının hışırtısı, hızla geçen arabaların lastiklerinden gelen sürtünme sesine karışmakta... Belkide ağaçlardan gelen yaprakların sesine. Sesin kaynağını algılamak için konsantre olmak gerekiyor bazen. Yarın sabah her sabahki gibi denizin üzerinden doğan güneş üzerime vurarak uyandıracak beni, bu yüzden perdelerimi açıp yatıyorum. Kendime kızıyorum bazen, nasıl bir ergen bunalımı yaşamışım da görememişim güneşin iyimser yüzünü yıllarca. Aslına bakılırsa içten içten kazımışım o duyguyu zira o yıllara ait en belirgin his o güneşin verdiği iyimserlik, umut duygusu.

Ama yine geçmişten bir duygu eskilerden bir his var içimde. Şimdinin hissettirdiği ile aynı. "Kaçış"ın verdiği suçluluk hissi.

Özgürlüğüm kısıtlanıyor gibi oluyorum böyle durumlarda, fedakarlık gerekiyor çünkü. Yeteri kadar bencil olamıyorum. Olmak istiyorum. Bu sefer de bu hissiyat, bencilliğin verdiği güzel duyguyu bitiriyor.

Ah neanderthaller sizin zamanınızda da böyle miydi bu işler?


25 Kasım 2009 Çarşamba

statü endişesi...part 1


Peyote'de
bira,
şarap,
golden virginia...
tanır gibicesine
samimi,
ortak paydada
herkes...
tanıştığım ve
ismini şu an
ve o an
hatırımda
olmayan arkadaşın
tavsiyesi
üzerine aldım
bu kitabı;
Alain de Botton
beyefendi...
Statü Endişesi



Kişinin dünya üzerindeki yeri ve önemi üzerine kaygısı, nedenleri ve çözümleri üzerine lafı uzata uzata değinmiş arkadaşımız. sıcağı sıcağına yazmak istedim daha bitirmeme rağmen.

Yaptığımız herşeyin toplumda iyi yer edinme arzusuna bağlı olduğunu bize tekrardan hatırlatıyor. belkide kendimize söylemeye korkuyoruz ve bunu saklamak için var olanı türlü kılıflara sokuyoruz: narsistiz... kendimize olan sevgimizden dolayı başkalarının sevgisini ve ilgisini kazanma arzusu... ve bunu çocuklukta annesinden gördüğün karşılıksız ilgiyi ve önemi, büyüyünce
karşılıksız olarak koruyamaması üzerine girdiği endişeden besliyoruz... ve kendimizden çok iyi olan kişilerin değil, kendimizle denk kabul ettiklerimizin başarısının yarattığı hırsla statü kaygısına kapılıyoruz. diyor sayın arkadaşımız Alain

Kitapta karşılaştığım ve çok etkilendiğim bir reklam metni var:
"paranın satın alabildiği herşey onun. dünyanın en zengin kadınının satın alacağı elektrik süpürgesi, herhangi bir kadının, üstelik yalnızca 4.50$'a satın alabileceği elektrik süpürgesinden daha iyi olamaz...işte The Hoover: sizi sahip olmanın gururunu, pahalılığın bedeli olmaksızın yaşatabilen ev aleti"


şimdilik bu kadar söyleyeceklerim, belkide hep bu kadar da olabilir.

fecese(asit adam)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...