outdoor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
outdoor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2012 Salı

Geleneksel Kurban Bayramı Tırmanışı

Bu bayramda da artık gelenekselleşen tırmanış tatillerimden birini gerçekleştirdim. Tırmanış partnerim Fatih ile, aladağlardaki bir tırmanış sırasında kafamızda oluşan sivridağ da tırmanış planları daha sonra geyik sivrisi'ne dönüşmüş Tunç Fındık ile Mustafa Kalaycı'nın haziranda açtıkları yeni rotaya göre planlarımızı yapmaya başlamıştık. Sonra da Fatih beni arayıp Tunç Fındık'ın da geleceğini söylemişti.

Varan seyahatin daracık koltuklarında, önümdeki koltuk başlığı ile suratım arasında kalan 30 cm mesafe ve saçma sapan TV programlarını izleyerek, uyumaya çalışarak uzun mu uzun ve uykusuz bir geceden sonra bayramın birinci günü Antalya otogarına kendimizi attık. Sallana sallana bir şekilde Josito'ya ulaşıp açlıktan gebere gebere ilk rotalarımıza girdik. Ön kollarımızın daha ilk rotada davul gibi olmasından sebep ikinci rotadan sonra pes ederek çadırımıza yollandık.

Bu arada sevgili Tunç'un, hava durumu ve günlerin kısalmasından ötürü tavsiyesi üzerine rotayı tekrar sivridağa çevirdik. Kayanın ve havanın durumuna göre ya eski rotalardan birini çıkacaktık, ya da güzel bir hat bulup gitiği yere kadar gidecektik.

Son dönemlerdeki keyifsizliğimden, moral ve motivasyonsuzluğumdan faaliyet sabahına kadar bir türlü kendimi tırmanışa hazır hissetmesem de, kemeri giyip kaskı taktığımda, eller toza bulanıp kayaya dokunduğumda, keyfim yerine geldi.

Kayanın sağlamlığı, rotanın güzelliği, kafamı çevirdiğimde gördüğüm manzara, şehire bu kadar yakın olup ama tırmanışın bu kadar içinde olabilmek inanılmaz duygular içindeydim.

Bu şekilde sabah 10:00'da başlayan tırmanışımız 15:30'a kadar devam etti, yer yer çatlak, yer yer slab kaya şeklinde bir hayli yükseldik, öyleki bitmesini istemediğim bir tırmanış oldu.

Tırmanış bu kadar keyifli olunca zaman da su gibi aktı tabi, ve bitti. Hızla inişe geçip hava kararmadan tırmanışı sonlandırdık.

Ertesi gün girilen ipimizin boyu yettmediğinden dolayı tamamlayamadığımız bir iki keyifli rotadan sonra da yemek-bira-duş vs ve otostop ile Antalya'ya dönüş, son dakikada yakalanılan sağanak, ıslanan ayaklar ve tekrar bunalımlı günlerin başlangıcı İstanbul.


Rota - Kaynak: Tunç Fındık

Bu arada ilginç bir tesadüf yaşadım konudan alakasız, onu da yazayım da kayda geçsin. Çadırımızı toplarken yerde boş bir poşet bulup hep yanımda taşıdığım küçük sırt çantama atmıştım, bir de son dakika duş alacağım diye kıyafetlerimi ayırırken yanlışlıkla iki çift temiz çorap çıkarmış ve çantamı tamamen topladıktan sonra bunu farketmiştim ve o fazla çorabıda küçük sırt çantama atmıştım. Sanki başıma gelecekleri biliyormuş gibi. Antalya otogara geldiğimde ıslak ayaklarımı ne yapsam diye düşünürken aklıma yedek çorabım geldi, aa bir de baktım hemen elimin altında. E bu ıslak çorapları ne yapacağım derken aa bir de baktım çantamda boş bir poşet. :) Değişik bir tesadüf.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Oryantiring (Orienteering) Nedir?

Bir kaç haftadır, çalıştığım part-time işlerde tanıştığım arkadaşlarım vasıtası ile İTÜ Oryantiring Kulübü ile pazar sabahları bu aktiviteyi icra ediyoruz ve inanılmaz keyif alıyoruz. Keyif aldığımız bu spor dalını kısaca tanıtayım ki başkaları da keyif alsın istedim. Öncelikle Orienteering nedir diye kısaca özetleyelim:

Bir ekip bir bölgeye (arazi veya şehir içi) çeşitli hederler gizliyor, ve kayıt masasını kuruyor, sonra siz gidip kayıt yaptırıyorsunuz size haritanız veriliyor ve çıkış zamanınız not alınıyor. Haritanın yanında bir de pusula kağıdınız oluyor. Sizde bu haritaya göre hedefleri istenilen sırada buluyorsunuz ve hedeflerde bulunan zımbalar ile pusulanızdaki ilgili bölmeye işaretleme yapıyorsunuz. Her zımbanın kağıtta bıraktığı işaret farklı olduğundan, kontrol sırasında doğru hedefe varıp varmadığınız da kontrol edilebiliyor. (Profesyonel yarışmalarda duyduğum kadarı ile olay biraz daha gelişmiş. Ama henüz bunlarla bir işimiz olmadığından onun anlatımını ileriye bırakıyorum) Ve son hedefe vardığınızda süreniz not alınıyor. Böylece bir sıralama oluşturuluyor.

Bu açıklama da İstanbul Oryantiring Grubu sitesinden alınma:

İngilizce'de orienteering olarak kullanılan bu deyim; harita ve pusula kullanarak, özel bir topografya haritasında işaretlenmiş bir dizi kontrol noktasını bulmak sporun adıdır. Kendi rotanızı yoldan veya araziden kendiniz belirlersiniz.Rotanızı tüm noktaları bulup varış hattına en kısa zamanda ulaşmanızı sağlayacak şekilde planlamalısınız. Her nokta veya kontrol haritada belirtilmiş bir şekildir, yol çatalı, dirsek, su kaynağı vb. Kontrol noktaları turuncu/beyaz bayraklarla işaretlenmişdir. Oryantiring genelde "düşünce sporu" olarak tanımlanabilir. Bunun sebebi ise harita okuma ve hızlı karar verebilme gibi meziyetlerin atletik özelliklere ilave edilmesi gerekliliğidir.
İstanbulda bu aktiviteye katılmak için yukarıdaki alıntıyı yaptığım grubun internet sitesinden kayıt olup pazar sabahları yapılan antremana çok cüzi miktarlar vererek katılabilirsiniz. Genelde antremanlar Belgrad ormanlarında gerçekleşmekte ve orada kısa bir anlatım yapılmakta. "Yeni Başlayan", "Kısa", " Orta" ve "Uzun" olmak üzere 4 kategoride parkurlar hazırlandığından neredeyse herkese hitap etmekte.

Benim açımdan en tatmin edici özeliklerinden bir tanesi pazar sabahları öğlene kadar uyumak yerine öğlene kadar süren bu aktiviteye katılarak, hem günümü değerlendiriyorum, hemde sabah sporumu yapmış oluyorum. :)

Hedefler neye benziyor:


Gizlenen Oryantiring Hedefi

Hedefi bulup zımba ile işaretleme

Haritalar neye benziyor:




Haritalar topografik olmakla beraber üzerlerinde bir çoğumuzun bilmediği bazı simgeler bulunuyor, bu simgelerin ve izohipslerin yardımı ile hedefi bulmaya çalışıyoruz. Yine İOG'nin sitesinden bu simgelerin bazıları açıklanmış buradan bakabilirsiniz.

Ayrıca şurada da örnek harita anlatımı var.

Pusulalar neye benziyor:

Finalde pişen sucuklar neye benziyor: :P


Evet onca kalori yakıp hemen geri alıyoruz ama aldığımız keyif yanımıza kar kalıyor...

Pazar sabahı antremanda görüşmek üzere. :)

19 Kasım 2011 Cumartesi

Fiyat Performans Serisi: Primus Termos Bardak

Bir bardağa bu kadar para verilir mi? Çok kahve içen biriyseniz ve performansını da düşünürseniz verilebiliyor.

Kullanan arkadaşlarımdan ve mağazada çalıştığım dönemde kullanan müşterilerden aldığım pozitif yorumlardan (tabi bir de hergün okulda kıytırık nescafe kahvesine verdiğim 1.25 TL den) sonra gittim bende bir tane aldım. Bir kaç gündür kullanmaktayım ve inanılmaz memnunum. Bu termos bardağı diğerlerinden ayıran ve fiyat farkını yaratan özelliği sızdırmaz olması, ter çevrilsede yan dursada sızdırmıyor. Açıklamasında yan taşımaya musait değildir diye bir ibare bulunuyor ancak bunu galiba ne olur ne olmaz biz riski üzerimizden atalım diye yazmışlar zira, termosu açmak için üzerinde bir çıtçıt düğmesi var, yanlışlıkla çantanızdaki herhangi bir cisim buna basıp açabilir.

Ben çantamın içindeki bir bölmeye dik bir şekilde yerleştirerek taşıyorum, Laptop veya telefonu riske atmaya değmez.

Sıcak tutma performansına gelirsek termos kısmı oldukça başarılı, en fazla ısıyı doğal olarak yalıtımı en zayıf olan kapaktan kaybediyor, bilimsel veriler olmamak kaydıyla soğuk sayılabilecek bir günde 0.4 ml kahve 4 saat kadar içilebilecek derecede sıcak kalabiliyor.

Okula, işe giderken evden çıkmadan hazırlanacak bir filtre kahve ile yakın zamanda verdiğim 45 TLyi çıkaracağıma inanıyorum. :) (40TL/(1,25TL*3)=~11+Filtre kahve fiyatı+Elektrik masrafı=~25 Günde masrafı çıkacak gibi)

Bardağın gözüme çarpan tek eksisi, üst kısmının (kapağa denk gelen kısmında) boyasının çok küçükte zamanla olsa soyulması.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Bayramda Geyikbayırı

Önceki yılların aksine bu bayramı dağda değil geçen yılki gibi geyikbayırında geçirdim. Geyik bayırı önceki yazımda da belirttiğim gibi Türkiyenin en büyük, dünyanında en büyüklerinden biri olan bir tırmanış bahçesi, adını geyikbayırı köyünden almakta. Köye varmadan 5-6 km önce sağ ve solda bulunan kaya duvarlarına açılmış yüzlerce rotadan oluşmakta. Ve diğer bölgelerin aksine bu bölge tırmanış odaklı kamp alanlarının bol olduğu bir yer, Sıcak Duş, WC, Mutfak, Yemek Servisi vs gibi hizmetler oldukça başarılı. Bu sayede kafanızı sadece tırmanışa verebiliyor, yabancı, yerli diğer tırmanışçılarla tanışabiliyorsunuz.

Biz de öyle yaptık, kulüpten arkadaşlarım ve müstakbel hanımım ile geyik bayırı rotalarını aşındırdık.

İş sebebiyle cumartesi başlayan yolculuğumuz, Pamukkale Turizm'in muhteşem otobüsü ile oldukça rahat geçti. Antalyaya bayramın ilk günü vardık, yiyecek birşeyler ve market bulma ümidiyle merkeze gitmemiz tam bir fiyaskoydu, zira bayramın ilk günü heryerin kapalı olduğunu tamamen unutmuşuz. Halbuki otogardan geyikbayırı köyüne direk otobüs varmış. Bu bize merkezde aç aç gezmek ve daha sonrasında simit ve gözleme eşliğinde kahvaltı olarak geri döndü. Ha birde köye ulaşmak için 3 minibüs değiştirmek. Sonuç olarak geyikbayırı köyünün bir altındaki akdamlar köyüne kadar minibüsle geldikten sonra buradan minibüste tanıştığımız barış ile yürüyüşe ve otostopa başladık, kısa bir süre içinde kasasında keçi taşıyan bir abimiz bizi neredeyse kamping girişine kadar götürdü. (Çantaları keçilerin yanına koyalım biz araca binelim önerimize abinin cevabı çantayı kemirirler siz geçin çantalar kalsın şeklinde oldu :) )

Kampta programımız sabah 7-7.30 gibi uyanmak, 9.9.30'a kadar topluca bir kahvaltı ve ardından hava kararana kadar tırmanmak şeklindeydi. Kaldığımız kamping (josito) bölgenin en popüler kampingi olduğundan biraz kalabalık olsa da bu kalabalık akşamları ortamı güzelleştiriyordu, elimizde biramız ve arkadaşlarla sohbet gözler kapanana kadar devam ediyordu.

Uzun süredir kaya tırmanışı yapmamış olmamdan ve partnerimin tecrübe kazanması bakımından genelde nispeten kolay rotaları tercih etsek de (genişler ümidiyle alınmış fazlaca küçük tırmanış ayakkabısına rağmen) oldukçe tatmin olduk.

Dönüş ise nispeten kolay oldu, önce kavşaktan çekilen bir otostop ve ilk arabanın bizi alması, ardından akdamlarda gözleme-çay keyfi ve otogar. Kısa bir otobüs bekleyişinin ardından doğruca istanbul-üsküdar ve ev.

Kısa ve "damak çatlatan" cinsten bir tatilden sonra tekrar evde ve okul stresinde olmak. Ve bu yazının ardından sınav çalışmak zorunda olmak.

Bu arada Josito'da güncel fiyatlar şu şekildeydi:

Kamp (Çadır götürüyorsunuz) - 5 TL/Gün
Piknik Tüpü Kiralama - 1.5 TL/Gün
Efes Tombul Şişe - 4.5 TL
Ekmek - 50 Kr (İstanbulda 1TL !yuh! )
Akşam Yemekleri (yemeğe göre değişse de) - 10-12.5 TL

(İstanbuldan Ucuz)

Yeni aldığım android telefonumla bir kaç fotoğraf çekmiştik şöyle yayınlayalım:

Bir arkadaş için poz verirken

İpe Oturmuş Ben

Ağaçların arasındaki gizli tırmanıcı

Dönüş Yolunda Geyiksivrisi

14 Kasım 2011 Pazartesi

Peck Kimdir Diyorduk Ya

Aladağlar bölgesine az çok aşina insanlar bilir ki Hodgkin-Peck rotası tırmanması en zevkli kulvar rotalarından biridir. Kısaca Peck kulvarı diye bahsedilir. Geçen yaz arkadaşlarımla rotayı tırmanırken kim bu Peck diye konuşup durmuştuk. Bir boş vaktimde araştırıp baktım kimmiş bu Peck. Alltaki çeviriyi yapmaya çalıştım. Kayıtlara geçsin bilgi bilgidir diye buraya da ekleyeyim.


Rota (Kaynak: www.tuncfindik.com)
Sir Edward Peck

Edward Heywood Peck, 5 Ekim 1915’te Hove,Sussex’te Lt-Col Edward Peck’in oğlu olarak dünyaya gelir. Aile 1924-29 yıllarını Edward’ın dağcılığı ve kayak sporunu öğrendiği İsviçre’de geçirir. 8 Yaşında 3000 metrelik bir zirve tırmanışı sırasında tesadüfen 1920li yılların başında 2 kez İngiliz Himalaya Ekspedisyonu liderliği yapmış olan General Charles Bruce ile bile tanışır.
Huzursuz geçen öğretim yıllarından sonra Oxford’ta bulunan The Queens College’de Modern Diller üzerine eğitim almaya başlayan Edward, tatillerde ise tüm Avrupa’yı dolaşmayı hedefler. Mezuniyetinden sonra Avusturya, Almanya ve Fransa’yı kapsayan geniş bir tura çıkar. Bu sırada Alplerde bolca tırmanma fırsatı bulur.
Hitlerin 1938 yılında Avusturya’yı işgaline Viyana’da yakalanır. Bu sırada “Konsolosluk Hizmetleri Birimine” kabul edilir. Ve Sivil savaşın sonlarını yaşayan İspanya, Barcelona’ya gönderilir. Sivil savaş yüzünden İspanya dağlarına tırmanmak yasak olduğundan tırmanışlarına ara verir. Daha sonra Sofya ve 1940 yılında Ankara’da göreve başlar. İngiltere bu savaş sırasında Türkiye’nin müttefik devletlere katılmasını ya da en azından tarafsız kalmasını istediğinden Edward Peck de bu yönde çalışmalar yapar. Bu konu ile ilgili kendi ağzından şöyle bir anısı vardır;
“1943 Yılında Ankarada görev yapıyordum, Robin’de (Hodgkin)o sırada Hartum’daydı (Sudan) Sudan’da Jebel Kassalaya tırmanmış ancak çokfazla tırmanış fırsatı bulamıyordu. Sonraları “Ekspedisyon” diyebileceğimiz Aladağlarbölgesinde yapacağım tırmanış için bana katıldı. Önceki yıl keşfettiğim bölgeninen yüksek zirvesi olan Demirkazık’ın batı yüzünde kalan uzun kulvarıtırmanacaktık. Çoğunlukla Robin’inliderliğinde kulvar rotasından zirveye ulaşmıştık. Ve bunun ilk çıkış olmasınıumuyorduk. Ve maalesef orada 1938 yılından kalma Alman ekspedisyonuna ait üzerindegamalı haç bulunan flama bulduk. Ve bunu Nazilerin Türkiye dağları üzerindeplanları olduğuna dair bir delil olarak getirdik. Flama şu an “Aline Club”arşivinde bulunmaktadır. Ve güncel Aladağlar rehberinde rota Hodgkin-Peckkulvarı olarak geçmektedir.”
Edward Peck daha sonra bir başka sivil savaşın içineSelanike, ardından da Hindistan ve Kenya’ya atanır. Son görevi Brüksel’de NATOiçinde İngiltere’nin kalıcı temsilciliği olur. Emekli olduğunda Tomintoul, İskoçya’ya yerleşir veCairngorms Milli parkının korunması yönünde aktif olarak çalışmalar yapar.

2009 yılında 93 yaşında hayatını kaybeden Sir Edward Peck,geride bıraktığı bir çok şeyin arasında bize de Aladağlarda keyifli bir kulvar rotasıbırakır.

Edward Peck

Kaynaklar:

13 Ekim 2011 Perşembe

Climbing Areas in Turkey Part 1: Antalya

1. Antalya

To reach to Antalya from Istanbul or other big cities there are several ways:

You can find plane at low-cost companies such as Pegasus, Onur Air, Anadolu Jet, Sky Airlines, Atlas Jet.
Or Coaches from almost every city, most common coach companies are: Pamukkale, Metro, Güney Akdeniz, Nilüfer

1.1. Geyikbayiri, Antalya

This is the best known and largest climbing area in Turkey, There are over 400 routes of all difficulties.

Transportation: (Update: 12.11.2011) There two ways to go to akdamlar village. First one, from Terminal (Coach Station) you can use 521 Terminal-Çakırlar-Akdamlar (Geyikbayiri- Caglarca 3 times a day at 07.00,13.00,18.00 These busses also go to Geyikbayiri Village)

Seccond option is going to Gursu stop, you can go there from almost everywhere in the city, and than use "Minibus  501" to go Akdamlar village.

After that you have to continue to Geyiklbayiri village way, according to season you can find minibuses or hitchhike. Before Geyikbayiri village you will see the main sector "Mağara" the Cave at the right. For detailed information you can get climbing guide or visit camping area's websites.

Accomodation: There are places that they have pensions and bungalows for accomodation in Geyikbayiri. You can also pitch a tent on the camping grounds of each places.*

Climbers Garden: www.climbersgarden.com
Josito Guesthouse Camping: www.josito.de
Rasayana Guesthouse: www.antalyarockclimbing.com
Rido Camping: www.ridocamping.com
Kezbans Guesthouse: www.rockclimbingantalya.com
Nancy's Aparts: www.visit-antalya.com

Best Season: From Early September till June.*
Guide: A Rock Climbing Guide To Antalya / Öztürk Kayıkçı / 4th. Edition 2011- www.ozturkkayikci.net

*From the Guide - A Rock Climbing Guide To Antalya / Öztürk Kayıkçı / 4th. Edition 2011



Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Geyikbayiri

1.2. Olympos, Antalya
Olympos is one of the most important historical cities of Lycia. But recently people comes here for nature, sea and beach. And thanks to this, there are a lot of campings, bungalows in this area and you can find a lot of activities during your rest day.

 Transportation: Busses leave for Finike-Kumluca from Antalya bus station every half an hour. After 75 kilometer bus ride -aproximately an hour- get out of the bus at the Olympos turn. From the turn, you can make the 10 km's to Olympos by a minibus or by hitchhiking.

If you have a car, follow the Kemer signs from Antalya to the west. After you pass the Akyarlar an Çam Dağı passes, you reach Kemer. Continue west and pass Çamyuva and Tekirova, Turn left on the Olympos Çavuşköy sign and reach Olympos always following left. Distance between Antalya and Olympos is 85 kms.*

*From the Guide - A Rock Climbing Guide To Antalya / Öztürk Kayıkçı / 4th. Edition 2011

 Accomodation: There are lots of campings here, you can rent tree houses, bungalows or find areas for your tents.

If you google "Olympos Tree House" you can find lots of places to stay.


Best Season: Mid-september untill June.
Guide: A Rock Climbing Guide To Antalya / Öztürk Kayıkçı / 4th. Edition 2011- www.ozturkkayikci.net


Daha Büyük Görüntüle
 
1.3. Others, Antalya
  • Akyarlar
  • Öküzini
  • Kaputaş, Kaş

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ağrı Dağında Rehber Olmak No.2

İlk turumdan döndüğümün 3. günü yine şirketten telefon geldi bir tur daha öneriyorlardı, nispeten kısa olan bu tur için açıkçası pek düşünmeden tamam deyince ufak bir pişmanlık yaşasam da (o dönem dinlenmeye fırsat bulamamıştım, ilk turdan döner dönmez part time günlük işler gelmişti) bu pişmanlığım uçağa binenene kadardı.

Bu sefer ne yaşayacağımı, neler yapacağımı kimlerle muhattap olacağımı bildiğimden daha rahattım, tek bilinmez kimlerle dağa çıkacağımdı. Bu turdaki ekibim yarı yarıya Türklerden oluşuyordu. Başka bir firmadan çalıştığım firmaya paslanan müşteriler. (Bu insanlarla beraber tırmandığımdan, 10 günü beraberce geçirdiğimden müşteri demek beni rahatsız ediyor açıkçası bundan sonra arkadaşlar diye bahsedeceğim)

Turumda 4 Türk, 1 Alman, 2 Bask, 1 İngiliz ve 1'de isviçreli vardı. 2 Türk ile (Kadir ve Ömer abi) henüz İstanbuldayken buluşup tanıştık, diğer arkadaşları Van'da teker teker toplayacaktım. 3. Türk olan Hakan abi ile de Van hava alanında buluştuk. Bana verilen bilgiye göre 2 ispanyol ile de Van hava alanında buluşmam gerekiyordu mantıken outdoor kıyafetli bir çift görürsem onlardır heralde diye düşünüyordum fakat dönem tırmanış dönemi olduğundan neredeyse herkes outdoor kıyafetler giyiyordu. :) Bende insanların teker teker hava alanından ayrılmasını bekledim ve kalan çift benim aradığım olacaktır diye düşündüm. Ve haklı da çıktım. Çiftimizin adları Miguel ve Maite idi. Selamlaşıp bizi alacak diğer aracı beklerken tırmanış botlarımı bagajdan almadığımı farkettim. Koşa koşa tekrar bagaja ilerlerken kayıp eşya bürosunun önünde yerde botlarımı koyduğum çantayı gördüm. (Bir kez daha botlarımı kaybedip bulmuştum)

Sürekli kaybedip bulduğum botlarım

Aracı beklerken ekibi birbiri ile tanıştırma ve ekip ile tanışma görevimi yerine getirdim, şimdiye kadar çok güzeldi herkes sıcak kanlı, hevesli ve olumlu görünüyordu. Bizi alacak araç geldiğinde Çin'de yaşayan bir alman olan Uli'yi de otelden aldığını gördüm ekip yavaş yavaş toparlanıyordu. Hızlıca araca yerleşip kalanları almaya kaldıkları otele doğru yola çıktık. Doğan, Jann, Jonathan ve Sybilla'yı da aldıktan sonra uçar gibi doğubeyazıtın en lüks oteli olan Golden Hill'e vardık. Ayarlamaları yaptıktan sonra ertesi sabah 9'da buluşmak üzere ayrıldık.
4. Yıldızı elinden alınmış Golden Hill Oteli

Sabah önce jandarma'da çıkan ufak pürüzü çözüp daha sonra kapalı olan eli köyü yerine ismini hatırlayamadığım daha kuzeyde kalan köye geçtik. Ve Katırcı dostlarımla tekrar görüşüp selamlaştıktan sonra yürüyüşe başladık. Ve ekibi gözlemlemeye başladım, hız olarak bir iki kıişi dışında birbirleri ile gayet uyumluydular. Jann yıllardır dağcılık yapmasından ve fırsat bulduğu her haftasonunu alplerde değerlendirmesinden kaynaklı oldukça hızlıydı, Ömer abi ise uzun yıllardır ilk defa dağlarda bulunmasından ötürü ekibe göre biraz yavaş kalıyordu. Neyse güzel sohbetler eşliğinde ~3200'de olan ilk kampımıza vardık. İnsanlar üzerlerinde olan şaşkınlığı atıp dağa ve ortama alışmaya çalışırken bende onları tanımaya çalışıyor bir yandan da bir önceki turumdakilerle kıyaslama yapıyordum. Onlara göre nispeten daha pozitif ve iyi vakit geçirmeye gelmiş gibilerdi. Akşam yemeğine kadar tırmanacağımız arkadaşlarımla akşam yemeğinden sonra da aşçımız Murat ve katırcı arkadaşlarla edilen uzun sohbetlerden sonra ertesi gün aklimatizasyon tırmanışı için yattık. Ben geçen turda olduğu gibi mutfak çadırında gecelemek istediğimi söyleyip yatağımı hazırlarken Murat da beni ısrarla üşüyeceğimi söyleyerek vazgeçirmeye çalışıyordu. Başarılı olamadı, üşümedim de. :) Uyku tulumunda nasıl yatacağını bildikten sonra yerin çok bir önemi yok deyip artisliğimi de yapayım bu arada.

Kamp Mutfağı - Uli ve Turkish Team

Ve evet gerçek performansları görme zamanı bugünkü planımız 4200'e çıkıp tekrar aşağı inmekti. İlk etapta yavaş kalanları öne alarak ekibi bir arada tutmaya çalışsam da en yavaşın temposunun (aslında temposuzluğunun) diğerlerine zarar verdiğini görüp, arayı açmalarına izin verdim, hava gayet iyi rota oldukça belirgindi. Zaten dağın son dönemleri olduğundan insanlar akın akın dağa geldiğinden rota çok kalabalıktı. Bende arkada kalan arkadaşlarıma dağda yürümenin püf noktalarını anlatarak tempo tutmayı gösterdim ve arkadan tırmanışa devam ettik. Yukarıda performans aşağıda geceleme, aklimatizasyon gayet başarılıydı. Bu arada 4200 kampını ilk defa bu kadar kalabalık görüyordum, ve bunun bu döneme özgü olduğunu da Murat'tan teyit ettim.
 4200 Kampındaki Keşmekeş

Akşama doğru kampa dönüpertesi gün tekrar 4200 kampına gitmek üzere hazırlıklarımızı yaptık, yukarıda yer sıkıntılı olduğundan zor da olsa Murat bize bir mutfak çadırı ayarlayabildi. Önceki gün kör bir dağcıya zirve yolunda rehberlik yapan rehberimiz Mustafa abi de bize katılınca gönül rahatlığı ile çadırlarımıza çekildik.
 Rehberimiz Mustafa

Sabah yine ekibi bölerek 4200 kampına yollandık. Bu sefer tempomuz düne göre daha iyiydi. Ancak yine de Jann kadar hızlı değildik. Yanımızda ilerleyen yüklerini atlarla değil sırtlarında taşıyan gerçek alpinist estonyalı grup ile neredeyse aynı tempoda ilerliyorduk. :) 4200'e vardığımızda yolda bizi geçen çantalarımız ve Murat çoktan çadırları kurmuş, mutfağı hazırlamıştı. (Beni tembel alıştıran öğeler: Mutfak çadırı ve Atlar) Akşam yemeğinde ertesi günkü program kalkış saatleri malzemeler ile ilgili kısa bir brifing yapıldıktan sonra yavaş ekip benim liderliğimde 12:00'de, geri kalan ekip ise Mustafa abi liderliğinde 02:00'de yola çıkmak üzere yattık.

Koşullara göre zengin bir kahvaltıdan sonra 12:45 gibi yola çıktık, önümüzde bir iki ekip vardı, karanlıkta sadece kafa lambalarını görüyorduk. Yavaş yavaş biz de yükselmeye başladık, bir iki saat sonra arkamıza dönüp baktığımızda kafa lambaları ateş böceği gibi parıldayan farklı ekipler halinde 100'e yakın tırmanışçı peşimizden geliyordu, fotoğraf makinalarımızın yakalayamayacağı bu güzel görüntüye biraz bakarken bir şeyler atıştırıyorduk. Zaman geçtikçe diğer ekipler bize yetişiyor, bizi geçiyorlardı, yavaş ama tempolu bir yürüyüş ile 6 saatten sonra buzulun başlangıcına gelmiştik, hava ve kar koşulları gayet iyiydi ancak yine de krampon takmak gerekiyordu. Güneşin doğuşu ile Ağrı dağı heybetini gölgesi ile hissettirmeye devam ediyordu, tek sıkıntım yavaş gittiğimizden ötürü ısınamamamdı. Güneş biraz yükselince içimizi ısıtarak bu problemi de ortadan kaldırdı.

Ağrının Devasa Gölgesi
Bensiz Zirve Fotosu


Bizim ekibin kalanı Mustafa abi rehberliğinde bizden 45 dk kadar önce zirve yapmıştı, zirve platosunda ekipten Miguel ve Maite ile karşılaştık, onlar zirveyi yapmış dönüyorlardı. Miguel'e zirvede tişörtleri çıkarmak üzerine olan iddiamızı hatırlatınca bize katılıp tekrar zirveye gelmeyi kabul etti fakat Maite baskça birşeyler söyleyip onu vaz geçirdi. :) Miguel 50li yaşlarında inanılmaz eğlenceli bir adamdı.
Zirve Yolunda Biz - En arkadaki iki kişi
08.45 gibi zirveye ulaşıp defteri karalayıp zirve fotolarını çektirdikten sonra aşağı indik. Önce 4200 kampına ardından 3200 kampına.

Çadırları tekrar kurup akşam yemeğinde bütün ekibin zirve yapmasını kutladık.

Ekibimiz
Ertesi sabah gökyüzü kapanmış, gece zirve yoluna kar yağmıştı, aşağıda olmaktan zirveyi güzel bir havada yapmış olmaktan mutluluk duyarak, o an yolda olan tırmanışçı dostlarımıza şans diledik. Kahvaltı esnasında atıştıran sağanak yağmur sonrasında mis gibi toprak kokusunu içimize çekerek başladığımız noktaya adım adım geri döndük. Doğubeyazıt-Van-İstanbul.
Miguel ve Maite - Bask Çiftimiz
İkinci ve en güzel turumun bitmesinin verdiği burukluk ile istanbula döndük. Haberleşmek üzere mail ve telefonlarımız paylaştık.

Ve evet daha da sevdim ben bu işi.

19 Ağustos 2011 Cuma

Ağrı Dağında Rehber Olmak No.1

"Acaba yapabilir miyim?" derken bir de baktım ki, iki ayrı turu tamamlayıp Doğubayazıtın 4. yıldızı elinden alınmış en lüks otelinden bu yazıyı yazıyorum.

O gün rock'n coke sahnesinin sökümünü tamamlamış, ofise dönmüştük, yolda gelen telefon ile ofiste işimi hızlıca bitirip, iş arkadaşıma motorunda artçı olmuş, kadıköydeki tur firmasının ofisine geçmiştim.

Amaç işin ne olduğunu konuşmak, nasıl yapıldığını öğrenmekken bir de baktımki, iş üzerime kalmış. Bu kadar kısa sürede işi almanın şaşkınlığı ile hızlı bir hazırlık safhasının ardından, Erzincan (Keşiş Dağı), Bitlis (Süphan Dağı), Ağrı (Ağrı Dağı) olmak üzere rotam elime tutuşturulmuştu.

Öğlen 12'de THY ile yapılan rahat bir yolculuk ve Kayserideyim, Erciyes tırmanışını tamamlayan tur grubunu teslim alacağım. Verilen öğütler doğrultusunda grubu beklerken yemek yiyebileceğimiz bir yerler bakıyorum, fiyat alıyorum vs vs derken telefon geldi ve grup ile buluştum. İlk tanışmanın ardından bir önceki rehberi otogara bırakıp yemek faslına geçmiştik bile.

Şimdi o anı düşününce farkediyorum, kayseriye inerken üzerimde acayip bir şaşkınlık ve şapşallık vardı, bir günde kafanın içindekiler değişiyor, sorunlar, sorumluluklar değişiyor. Anında hiç tanımadığım insanlar hayatıma giriyor ve tur bitince de belkide tamamen hayatımdan çıkıyor. Değişik bir iş tecrübesi. Zira normal kültürel turlardan farklı bir iş bu dağ rehberliği, müşterilenle tırmanıyorsun, seyahat ediyorsun 3 öğün beraber yemek yiyorsun.

Turumda en genci 30, en yaşlısı 75 olmak üzere 5 İngiliz, 4 Amerikalı vardı. Amaçları bana saçma gelse de bu turda bu amaç uğruna çalışacaktık. Kısa bir ara verip amacı açıklamaya çalışalım;

Prominent Peaks diye bir listemiz var ve bu listede 1524 tane zirve var. Amaç bu listedekilerin mümkün olduğunca çoğunu yapmak.

Peki bu liste neye göre oluşturuluyor?

Olay sadece yükseklik değil, zira avrupanın meşhur dağları Eiger ve Matterhorn bu listeye giremiyor. Zirve yüksekliği, bulunduğu dağa bağlanan en yüksek sırttan en az 1500 m. yükseklikte olmalı. Resim ile açıklarsak burada Mauna Kea dağı c-b > 1500m olduğundan bir prominent ama Mauna Loa değil zira a-b=p mesafesi 1500m den az. Türkiyede bu listeye göre 23 adet prominent zirve bulunmakta.
İşte bu amaç doğrultusunda sıra ile zirvelerimizi yapmaya başladık.

Önce Erzincan sınırları içerisinde bulunan Keşiş dağına orada tanştığım firma tarafından ayarlanan rehber dostum ile beraber muazzam bir manzara eşliğinde tırmanışımızı gerçekleştirdik. Dağ keçilerini de selamladık.

Keşiş Zirvesi Yolunda Göller

Oradan da doğruca Süphan dağı yakınlarında bulunan Adilcevaz'a; Süphan doğa sporlarına ait Süphan DOSD otele.

Burayada bir parantez açalım ve bu otelden bashedelim. Adilcevaz'ın girişinde bulunan otogarın misafirhanesi atıl durumda uzun süre bekleyince Süphan Doğa Sporları Derneği (Süphan DOSD) kolları sıvamış ve burasının işletmesini alıp şirin bir otele dönüştürmüş. Yolumuz bu tarafa düştüğünde adresimiz artık burası. Fotoğraflar için buradan.

Otele yerleştikten sonra akşam yemeği ve ertesi günün programı hakkında verilen demeçten sonra, katılımcıları odalarına yollayıp, ertesi günün kumanyalarını hazırlamak üzere markete geçtik. (Ben, yerel rehberimiz ve şoförümüz.)

Mütevazi kumanyalarımız da hazır olunca artık nihayet yatabiliriz. Saat 23:00 olmuş. Gece 02:30 kahvaltı 03:00 otelden ayrılış şeklinde olan programa göre kısa bir uyku çektikten sonra, oteldeki dotlarımızla vedalaşıp yola çıktık.

Süphan Dağı Yolundan "Van Denizi" Kıyıları

Saat 04:00 e yaklaşırken aydınlar köyüne ulaştık, köye girmeden sola ayrılan belli belirsiz yoldan araziye girip yaklaşık 10-15 dakika ilerledik ve yürüyeşe başladık. Günün ağarması ile muazzam manzara eşliğinde yavaşça yükselip sonunda zirveye vardık. Derken grubun en yüksek nokta takıntısı sebebi ile etraftaki zirveden yüksek olabilme ihtimali olan diğer 3 zirveye de tırmanıp ölçüm cihazları ile asıl zirvenin gerçekten en yüksek nokta olduğunu teyit edip :) aşağı indik. Bir karpuz molasından sonra son ve en büyük hedef Ağrı Dağı tırmanışını yapmak üzere doğubeyazıta geçtik.

Odaklayamayan makina ve Ağrı

Bundan sonra uzun uzun yazmak ve bunu daha sonra okumak sıkıcı geldi o yüzden bir hayli kısa keseceğim.

Turdan öne çıkanlar şöyleydi,

- Turda rehberlik yaparken en çok zorlandığım anlardan biri ekstraları istemek oldu, samimiyet gösterdiğin birinden para istemek kadar zor bir şey yok. Ancak tur sırasında bazı ekstralar vardı, teknik malzeme kirası gibi.
- Bir diğer sıkıntı turdakilerin aynı performansta olmaması. Biri hızlı diğeri yavaş, bilenler bilir hızlı giden bir insanı yavaşlatmak, alıştığı temponun altında yürütmek ona zarar verir. Çabuk yorar bu yüzden önden gitmesine izin veriyordum ancak bu seferde kontrolüm altında olmuyordu, daha sonra bu sorunu iki rehber, biri hızlı biri yavaş şeklinde çözdük.
- Ağrı dağı kışın çok zor olmasına rağmen yaz mevsiminde ortalama bir performans ile bir çok insanın tırmanabileceği bir dağ. Turistik tırmanışlarda malzeme taşıma gibi bir dert olmadığından oldukça rahat oluyor. Malzemeleri 3200 ve 4200 kamplarına atlar taşıyor. Bir de mutfak çadırı ve nefis yemekler olunca "tarafımdan alışılmış" dağcılıkla uzaktan yakından alakası olmuyor. Açıkçası benim en rahat tırmanışlarımdan biriydi. Tembel alışmaktan korkuyorum :)

3200 Kampında Mutfak

4200 Kampında Mutfak ve Atlar

- Rehber olunca yemeklerinde ingilizce açıklamasını bilmek gerekiyormuş.
- Yine rehberliğin getirdiği bir şey herkesten önce kalkıp herkesten sonra yatmakmış. Ama herkesten dinç olmakmış.
- Hayatımda gördüğüm en büyük patlamayı 4200 kampından gördüm, iran tarafında doğalgaz boru hattında devasa bir patlama meydana geldi.

Patlamadan bir kaç dk sonra

- Zirveden Ermenistan'ı ve nükleer santralini gördüm.

Ermenistandaki Nükleer Santral (Foto: Webden alıntı)

- Zirvede tasvip etmediğim ama başarılı bir reklam gördüm. Pil firması maketini yerleştirmiş izinli mi değil mi bilmiyorum. Şöyle bir hikayesi varmış.

Zirve ve Pil

- Dağın etekleri ve zirve çöplüğe dönmüş.
- Van'da Van gölüne deniz diyorlarmış ve Van'da tütün çok ucuzmuş.
- İshakpaşa sarayının duvar yazıları geçen sene italyadaki gibi yine dumura uğrattı.

2.6.1932 yılından

Sonuç, acemilikle geçen idare edilen bir turdan insanları memnun uğurlamak, nezaketen değilde içten teşekkürlerini almak güzel birşeymiş. Sevdim ben bu işi.

Dipnot: Dağda müşteri olmaktansa rehber olmayı tercih ederim. Fazla rahat batabilir bana. Bir de yazıya doğubeyazıtta başlayıp istanbuldaki evimde bitirmek.

10 Mayıs 2011 Salı

The French Spiderman: Alain Robert

Tırmanış kendi altında çeşitli dallara ayrılır, geleneksel tırmanış, spor tırmanış vs... Bunları bir kenara bırakalım tırmanmak sadece tırmanmak dendiğinde aklınıza gelen yani ipsiz, emniyetsiz, malzemesiz saf tırmanış, yani free solo!


İşte fransanın örümcek adamı Alain Robert'in yaptığı da tam anlamıyla bu. Ancak o bunu daha da ilginçleştirerek doğadan, kayalardan alıp insan yapımı binalara, heykellere taşıyarak şehire indirmiş. Bunu yapan ilk tırmanışçı olmasa da 90'larda yaptığı illegal bina tırmanışları ile dünyaya "Urban Climbing" yada "Buildering[1]" kavramlarını öğretmiş en ünlü simalardan biri olmuş.Bunu yaparken de çoğu tırmanışı gözaltında bitmiş.

Wikipedia sayfasında tırmandığı binaların, geçirdiği kazaların ve gözaltıların listesine ulaşmak mümkün.


Peki kim bu Alain Robert, neden blogda bu adamdan bahsediyoruz. Çünkü kendisi artık sadece illegal tırmanışlar yapmıyor, dünyanın en yüksek binalarına gösteri amaçlı ticari tırmanışlar da yapıyor. Ve bu kapsamda istanbulda inşa edilen avrupanın en yüksek gökdelenine tırmanmak üzere 17 mayısta Türkiye'ye geliyor.


Haber şöyle: http://www.ntvmsnbc.com/id/25209785

Biz de bu sayede sıradışı bir hayata sahip olan Alain abiyi tanımış olalım. Ve kendisine kazasız belasız tırmanışlar dileyelim.

Şuraları ziyaret ediniz:

http://www.eksisozluk.com/show.asp?dbbk=1&t=alain+robert
http://en.wikipedia.org/wiki/Alain_Robert
http://www.alainrobert.com/
http://en.wikipedia.org/wiki/Buildering
http://urban-climbing.com/

Şu videoları izleyiniz:

Abimizden bir free solo vidyosu:



Vegasta yapacağı bir tırmanış öncesi tanıtım filmi:



Şu vidyoda yaptığı hareketler "nasıl" sorusuna cevap niteliğinde :)




1. Bouldering: Kısa kaya tırmanışı anlamnıa gelir, buna istinadan buildering çok güzel bir tanımlama olmuş.

10 Mart 2010 Çarşamba

Faaliyet Raporu: Eznevit Kuzey-Batı Sırtı Rotası

Aslında 2009 kasım ayında yapmıştık bu faaliyeti ve rapor ytudak.org adresinde yayınlanmıştı fakat burayada koymaktan zarar gelmez.

Faaliyet:
Eznevit Zirve Tırmanışı
Rota:
Eznevit Kuzey-Batı Sırtı (Aladağlar – Ö. Tüzel S.173 – Homer Yayınları)
Teknik Malzeme:
Yürüyüş Kazması
Tarih:
27 – 29 Kasım 2009

Burak, Fatih ve Burak olarak Aladağlara gitme kararı aldıktan sonra, Kurban Bayramı dolayısı ile otobüste yer bulamayacağımızı düşünerekten biletlerimizi erkenden aldık, Niğde İnan firmasından aldığımız biletlerimiz, alırken ısrarla ek sefer olmasın diye belirtmemize rağmen ek sefere kaydırılınca, saat 21:00 olan hareket saatimiz 23:00'e kadar sarktı. (Burada şunu öğrendim; biletin bilgisayar çıktısı olmasına dikkat edin, eski tip el yazısı bilet olunca demek ki istedikleri gibi oynayabiliyorlarmış) Ekibe daha sonradan katılma kararı veren Hakan ve Özlem ise bizden 3 saat önce otobüslerine binmiş ve yola çıkmıştı. 2004 model - 304 otobüsümüz ile Niğde’ye ulaştıktan sonra kahvaltı olayını halledip Hakan ve Özlem ile buluşmak üzere eski otogarın yanındaki Çamardı dolmuşlarının durağına gittik.
Bayram dolayısı ile yoğunluk olmasından dolayı sıkışarak da olsa saat 11:00 minibüsüne bindik. Bu arada traktörcü Salim Abiye ulaşarak bindiğimizi bildirdik. Ancak sonradan öğrendiğimize göre minibüs, Salim Abinin evinin önüne, köye kadar giriyormuş, tekrar arayıp evin önüne geleceğimizi bildirdik. Bir saat onbeş dakikalık bir yolculuktan sonra 12:15 gibi Salim Abinin evine vardık. Hava yaklaşık +10 dereceydi. Burada son hazırlıklarımızı, malzeme paylaşımımızı bitirdik. Salim Abinin Kurban Bayramı vesilesiyle bize verdiği kavurma şöleninden sonra da yola çıkmaya hazırdık artık. Saat: 14:00'de Alıcan Yaylasına gitmek üzere traktöre bindik. Bu arada, Çamardı minibüsünde tanıştığımız Yeditepe Üniversitesinden Kamuran'da bizimle traktördeydi. Kendisi güney bölgesinde tek başına bir tırmanış düzenlemek üzere gelmişti. Traktördeyken, Niğde Jandarmaya tırmanış bölgemizi ve tarihlerini bildirdim. 15:00'de Alıcan Yaylasına yaklaşık 500 metre kala traktörün yer yer batak kardan ilerleyememesinden dolayı, traktörden indik. Salim Abi ve Kamuran ile vedalaştıktan sonra Eznevit yaylasına doğru yürüyüşümüze başladık. Oldukça rahat bir yürüyüşün ardından saat 17:00 gibi yaylaya vardık. Yürüyüş patikası genellikle 10-15 cm kar ile kaplı ancak yürüyüş açısından sorun teşkil etmemekteydi.

Hava kararmadan rotayı inceleyip çadır kurma işlemine geçtik. Havanın tamamen bulutsuz ve açık olmasından ve güneşin batmış olmasından dolayı oldukça soğuktu. Ancak su sorunu yoktu, yalak donmuş olmasına rağmen su akıyordu. Saat 18:00 gibi çadırlarımızı kurmuş, yerleşmiş ve ocaklarımız yakmıştık. Yaylada bizden başka 4 kişilik bir ekip olarak gelen Zirve Dağcılıktan arkadaşlarımız vardı. Akşam yemeklerini yiyip bolca sıcak sıvı aldıktan sonra sabah 04:00'de kalkmak üzere tulumlarımıza girdik. Planımız 06:30'da yola çıkmaktı. Sabah planladığımız gibi kalkarak, kahvaltı yapıp saat tam 06:40’da yürüyüşe başladık. Rotayı daha önceden bilmenin verdiği rahatlık, havanın tırmanışa oldukça uygun olması ve daha önce iz açılmış olması tırmanışımızı oldukça keyifli kıldı. Bir iki noktada slab kayaların zorluk çıkarması dışında neredeyse hiç zorlanmadan ve bolca mola vererek, tırmanışın keyfini çıkararak 11:30'da zirveye ulaştık. Havanın güzel olması zirvede geçirilen vakti iyice uzattı tabi. Diğer zirveleride inceledikten, yemek yedikten ve zirve notlarınıda (Defter yoktu sadece poşet içinde bir iki kağıtta notlar vardı) okuduktan sonra nihayet inişe geçtik. Saat: 13:20 Çıkarken bizi oldukça yoran son dik etabı kayarak indikten sonra, dönüş yolunda geçen tırmanıştan kalan sağ dizimdeki rahatsızlığım tekrar nüksettiğinden arkadaşlarıma geriden geleceğimi bildirdim. Onlar önden giderken sanırım 2 saatlik rahat bir yürüyüşün ardından kampa varmışlar. Bende 4 saatlik ızdıraplı bir yürüyüşün ardından kampa vardım. Döndüğümde çadır arkadaşlarımın hazırladığı sıcak yemek ve çorba dizimin acısını unutturdu tabi.
Ertesi gün dizimin bizi yavaşlatacağını hesaba katarak 06:00da kalktık, toplanma, atıştırma derken 08:30da dönüş yürüyüşüne başladık. Salim abi ile 10:30 diye konuşmuştuk. Dönüşte neyse ki; dizim fazla sorun çıkarmadı. 09:45 gibi Alıcan Yaylasının yaklaşık 500 metre aşağısında beklemeye başladık. Saat 10:00 gibi Salim abi göründü. Evinde yine muazzam bir misafirperverlikle ağırladı. Bu arada Jandarmaya döndüğümüzü bildirdim. Yemek ve temizlenme işlemlerimizi hallettikten sonra 15:30 Çamardı - Niğde arabası ile Niğdeye döndük. Yine bayram olması dolayısı ile oldukça kalabalık olan minibüs bir buçuk saatte Niğde’ye vardı. 18:30ki otobüsümüze binmek üzere otogarda bekledik, Niğde gazozlarımızıda birer ikişer içtikten sonra yine Niğde İnan turizm ile İstanbula döndük.

Not:Rotada, resimlerde görüldüğü üzere, yer yer kar üzerinden, yer yer ise çarşak ve slab kayalar üzerinden ilerledik. Dikkat edilmesi gereken nokta; rota başlangıcında sağ taraftaki kayalıklara girmemek. Burası, haritada da görüldüğü gibi, aslında daha dik ve bazı kısımları derin karla kaplı. Aslında sağ taraftan da sırta ulaşmak mümkün, fakat kesinlikle daha fazla yoracaktır. Bu bakımdan, başlangıçtaki (kamp yerinde yüzümüzü dağa döndüğümüzde, ileride sol tarafta görebileceğimiz) ufak vadiyi sola doğru keserek, çarşak bölgeden yukarı, sırta doğru ilerlemek en doğrusu olacaktır. Aşağıda, haritada bulunan numaraların olduğu noktalardan çekilen resimler bulunmaktadır.


Niğde Jandarma: 0 388 711 24 66
Sağlim Abi (Traktör ile ara ulaşım için): 0 536 365 65 41

30 Ekim 2009 Cuma

Ucuz Outdoor Malzemesinin Adresi: Sierra Trading Post

Dağcılık, Trekking, Bisiklet vs gibi sporlarla ilgileniyorsanız bu site pahalı ekipmanlarımızı ucuza bulabilme konusunda birinci adresiniz olacaktır. Amerikada bulunan Sierra Trading Post mağazalar zincirinin outleti olarak hizmet veren www.sierratradingpost.com da %80lere varan indirimlerle ülkemizde fahiş fiyatlara bulunan bir çok ürünü çok komik meblağlara bulabilirsiniz. Üstelik site üzerindeki indirimlerin üzerine sitenin maillistine katıldığınızda ekstra %20 ye varan indirim kuponları gönderilmekte.


Sitenin tek dezavantajı ürünleri deneyemiyorsunuz ve amerikan sitesi olduğundan geri göndermek, değiştirmek istediğinizde kargo parası çok yüksek olduğundan pek mantıklı olmuyor. Ancak bunuda şu şekilde çözebiliyorsunuz, alacağınız ürünün, örneğin ayakkabının yorum kısımlarını dikkatli okursanız daha önceden bu ürünü alan kullanıcılar normalden küçük veya büyük olduğu konusunda bilgilendirme yapıyor. Ayakkabıda amerikan ölçülendirmesi ülkemizde kullanılandan zaten farklı fakat bazılarınız ingiliz sistemi ile karıştırabilir ona da dikkat etmek gerekiyor. Aynı durum kıyafetlerde S/M/L durumunda da mevcut semiz amerikalı akranlarımız bizden bir beden büyüğüne S/M/L diyorlar. Yani Onlarda S bizdeki M ye denke geliyor. Sitenin en alt kısmında "sizing charts" bulunuyor oradan ölçülerinize bakabilirsiniz.

Kupon konusunda şöyle de bir durum var eğer size kupon gelmediyse google arama motoruna "sierra trading post coupon codes" yazarak biraz arama ile kupon bulabilirsiniz.

Birde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta TRdeki gümrük sorunu şu an ülkemize maksimum 75€ (Euro karşılığı dolar olarak düşünebilirsiniz) değerinde ürünü sorunsuz şekilde sokabiliyoruz, sanırım üzeri tiarete giriyor yada onun gibi birşey, ancak kimi dönemlerde sanırım çok dikkat edilmiyor, ben 50€ kadar fazlasını sipariş vermiştim bir sorun çıkmamıştı. Kargo ücretini bunun dışında tutun yani 750€ ürün 40 küsür $da kargo.

Kargo UPS ile geliyor ve maksimum 2 hafta içinde elinize ulaşıyor.

Kormayın sipariş verin, ölçü sıkıntı olursa gittigidiyor veya sahibinden.com üzerinden rahatlıkla aldığınız fiyata veya daha fazlasına satabilirsiniz. :) Terübe ile sabitir.

Son olarak bildiğim fakat alışveriş yapmadığım bu tarz 3 site daha var:

http://www.barrabes.com/
http://www.altrecoutlet.com/
http://www.rei.com/outlet/

ÖNEMLİ NOT: Bu yazı yazıldıktan sonra Gümrük mevzuatı değişmiş olabilir, maksimum limiti tekrar kontrol ediniz. 

29 Ekim 2009 Perşembe

Doğa Aktivitelerine Giriş 2: Nasıl ve Nereden Başlayayım?

Giyim konusununu bitirdikten sonra yavaş yavaş bu aktiviteler nedir, nasıl başlanır, nereden başlanır bir bir anlatalım.

Trekking Nedir: Doğa yürüyüşü diye çevirebileceğimiz trekking, bu işe başlamanın ilk adımıdır. Günübirlik yapılan bu yürüyüşler sizin doğa sporlarındaki ilk adımlarınız olacaktır. Düzgün ekipman ve bilgili bir rehber eşliğinde yapıldığında alacağınız keyif sizi mutlak bir sonraki aşamaya geçirecektir. Kampçılık!

Trekking için ilinizde bulunan aktif kulüpleri araştırabilir veya bu işi yapan özel şirketler ile temasa geçebilirsiniz.

Dışarıdan gördüğüm kadarı ile Zirve dağcılık, Doğa Aktiviteleri Grubu (DAG) bu konuda iki güzel kulüp. Bu kulüpler vasıtası ile hem bu faaliyetlere katılabilir hemde bu çevreden bir çok insan tanıyabilirsiniz.

Kampçılık: Trekking ile doğaya ilk adımlarınızı attıktan sonra artık sadece gündüzlerinizi değil gecelerinizi de orada geçirme ihtiyacı duyacaksınız, bunun içinde yine yukarıdaki bahsettiğim şekilde kulüplerle veya özel şirkelerle iletişime geçebilirsiniz.

Dağcılık: Trekkinge göre riskleri çok daha yüksek bir spor olduğundan mutlaka ciddi eğitim veren bir kurumdan eğitimleri alındıktan sonra yapılması gereken bir disiplindir. Bu spora başlamak için bir kaç yol vardır bunlar kısaca şöyle açıklanabilir:

  • - Öğrenci kulüpleri: Artık neredeyse tüm üniversitelerde bulunan dağcılık ve doğa sporları kulüpleri, türk dağcılığının bel kemiğini oluşturmaktadır, ülkemizde bir çok önemli dağcı ve arama kurtarmacı bu tarz üniversite kulüplerinden yetişmiştir. Öğrenciler için bu işe başlamanın en mantıklı yoludur kanımca, çünkü eğitim ve faaliyet programı üniversite tatillerine göre ayarlanır genelde.
  • - TDF: Dağcılık federasyonunun ilinizdeki temsilciliğine başvurarak eğitimlerine katılabilir ve bu işi öğrenebilirsiniz.
  • - Özel kulüpler: Daha önce bahsettiğim Zirve dağcılık, DAG gibi kulüpler bünyesinde kendinizi yetiştirebilir ve düzenledikleri faaliyetlere katılabilirsiniz. Çalışan kesim için bu yolu önereceğim, zira bu tarz kulüplerdeki insanlarda genelde çalışan olduğundan eğitim ve faaliyetler buna uygun düzenlenir.
Mağaracılık: Ülkemizde de artık yaygın olarak yapılan bu spor için yine üniversite kulüpleri ve özel kulüpleri önereceğim. İstanbul için Boğaziçi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK) sanırım bu iş için en doğru adres olur.

Kaya Tırmanışı: Dağcılık eğitimi altında eğitimi verilsede bazı arkadaşlarımdan gördüğüm üzere sadece kaya tımanmak isteyenlerde çıkabiliyor. Sadece doğada bakir alanlarda yapılmayan bu spor, ülkemizde çeşitli tırmanış bahçelerinde önceden hazırlanmış rotalarda "spor tırmanış" adı altında icra edilebiliyor. Bu spora başlamak için, yine yukarıdaki dağcılık kulüplerinden eğitim alabilirsiniz.

Önemli Not: Doğa sporları için ciddi eğitim veren kuruluşları tercih ediniz, bilinçsiz yapıldığında ciddi hayati riskler taşır. Doğaya çıkarken bu risklerin bilincinde olup ona göre hareket edin. Ve diğer önemli nokta gittiğiniz bölgelere tekrar geleceğinizi düşünerek veya sizden sonra başkalarınında geleceğini düşünerek haretket ediniz. Çevreyi kirletmeyin ve olduğu gibi bırakınız.

Doğa Aktivitelerine Giriş 1: Giyim Vol.3

Ayakkabı

Doğa sporlarının en önemli ekipmanlarından biridir ayakkabı, yanlış ayakkabı seçimi faaliyetinizi tam bir işkenceye çevirebilir. Peki nasıl bir ayakkabı şeçmeliyiz?

Önce elimizde ne var ne yok bakalım, eğer ayakkabılığınızda eski bir botunuz var ise (CAT, Harley Davidson vs gibi) geçici olarak işimizi görebilir yani başlangıç aşamasında hafif trekking faaliyetlerinde bu tarz ayakkabılarınızı kullanabilirsiniz.

Önemli bir nokta ayağınızı sıkan bir ayakkabı ile kesinlikle bu tarz bir aktiviteye gitmeyiniz, zaten ayağınızı sıkan bir ayakkabı olduğundan uzun bir yürüyüşten sonra ayağınızın şişmesinide hesaba katınca sizin için kabus olabilir.

Bir diğer önemli nokta, boğazlı ayakkabı olması bu yüzden bot olması önemlidir ayakkabının, arazi koşulları engebeli olduğundan bilek burkulması düşük konçlu bir ayakkabıda kaçınılmazdır.

Botunuzun tabanının normalden sert olması arazi koşullarında ayaklarınızın daha rahat etmesi ve daha az yorulmasını sağlayacaktır, basit bir mantık olarak sert tabanlı ayakkabılarda vücut ağırlığınız, sivri bir taşa bastığınızda sadece o taşa bastığınız noktadan değil tüm ayak tabanınızdan taşa iletilecektir. Bu da düz seminde yürüdüğünüz kadar sizi yoracaktır. (Tabi teorik olarak, pratikte buna yaklaşacaktır.)

Ve Su geçirmezlik mevzusu. Ayakkabınızın su geçirmez olmasının ıslak faaliyetlerde rahatlığınız ve sağlığınız açısından öneminden bahsetmeme gerek yok sanırım.

Nefes alabilirlik, bir önceki yazıda giyim konusunda goretex gibi nefes alabilir astarlar konusunda ne yazdıysam burada da geçerlidir.

Şimdi doğa sporları mağazalarından edinebileceğiniz bir trekking/dağcılık botunda yukarıdaki tüm özellikler mutlaka olmalıdır, yok ise hiç boşuna para vermeyin elinizdekilerle idare edin ya da bu özellikler olan bir tane edinin.

Trekking/Dağcılık ayakkabınızı yarım veya bir numara büyük alın! doğa sporları mağazalarıdan ayakkabınızı alırken zaten oradaki görevlinin bu konuda sizi uyarması gerekir. Daha önce söylediğim gibi uzun yürüyüşlerden sonra ayaklarınız sişecek ve sizi rahatsız edecektir, bir de bunun üstüne soğuk ortamlarda kalın çorap veya çift kat çorap giydiğinizi düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız sanırım.

Genelde şöyle test edilir bu, ayakkabıyı giyersiniz ve ayak başparmağınız ayakkabının ucuna değene kadar ayağınızı öne dayayın, sonra el işaret parmağınızı topuğunuza doğru ayakkabının arkasında sokun çok rahat girmesin çok zorlanarakta girmesin. Zaten bu işi bilen mağazalarda satıcı arkadaş bu testi yapacaktır.

Bir de ayakkabı almaya akşam gün içinde uzun uzun yürüyüşten sonra gittiyseniz ayaklarınız bir miktar şişmiştir, bunuda dikkate alın.

Ayrıca unutmayın trekking ve dağcılık botları ayrı klasmandadır, dağcılık yapmayacaksanız bir dağcı botu almanıza gerek yok. Sizin için gereksiz bir masraf olur.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Doğa Aktivitelerine Giriş 1: Giyim Vol.2

Kaldığımız yerden kıyafet tavsiyelere devam edelim:

Nefes Alabilir Dış Katman:

İlk olarak Gore firmasının ürettiği Gore-Tex ile adını duyuran nefes alabilir astar, basit olarak şöyle çalışıyor, çok küçük deliklere sahip olması nedeniyle su buharını geçiriyor ancak su damlasını geçirmiyor, bu da bize şöyle bir avantaj sağlıyor, tenimizden gelen ter buharı dışarı çıkabiliyor fakat dışarıdan gelen yağmur suyu içeri alınmıyor, yani içeriden de dışarıdan da kuru kalabiliyoruz. Ancak burası çok önemli üzerinizdeki mont isterse en üst model gore-tex veya başka bir astar olsun içinizde pamuklu bir çamaşır var ise hiçbir anlamı kalmaz.

Üst model dedik demekki bunun farklı farklı modelleri varmış. Bunlar şuradan izlenebilir. Burada kendim denemedim fakat bazı arkadaşlarım Goretex Paclite modelinin nefes almasının diğerlerine göre oldukça düşük olduğunu ve o paraya değmeyeceğini söyledi. Ama dediğim gibi ben onların yalancısıyım.

Gore-Tex firması üretici firmalardan telif hakkı aldığından artık birçok marka kendi nefes alabilir astarlarını üretmekte, örneğin Lowe Alpin firması Triple Point, North Face firması HyVent, Marmot firması Precip gibi. Bu astarlar eskiden goretex kadar iyi performans veremeselerde geliştirdikleri teknolojiler ile artık aralarında pek fark kalmadı. Yani iyi bir markanın nefes alabilir astarına da rahatlıkla güvenebilirsiniz.

Bu astarlar en dış katmanlarda yani yağmurluk, pantolon, eldivende kullanılmasının yanında ayakkabılarda da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Nefes alabilir astarların tek eksiği malesef fiyatları, sıradan bir yağmurluğa göre fiyatlar oldukça yüksek. Nefes alabilir astarlar Dağcılık veya Trekkingte olmazsa olmaz değildir, ancak artılarıda gözardı edilemeyecek kadar yüksektir. Şahsen 2 yıl goretex hiçbir kıyafetim olmadı, eskiden goretex mi vardı diyerek bütçemi pek zorlamadım ta ki indirimde o ceketi görene kadar :)

Soft Shell:

Yanılmıyorsam bu tarz ceketler de windstopper teknolojisi çıkınca piyasaya sürüldü. Bu ceketlerde genelde astar olarak rüzgar geçirmez, nefes alabilir bir astar kullanılır. Bu astarı Gore-Tex'ten ayıran özelliği nefes alma değerlerinin çok daha iyi olmasıdır. Aktif sporlarda ciddi tercih sebebidir. Ceketlerin dış yüzeyi de suya karşı dirençlidir ancak su geçirmez değildir. Sağnakta sırılsıklam ıslanırsınız. Serin havalarda ve hafif yağmurlarda idealdirler. Soğuk havalar için orta katman olarak kullanılabilirler, içi polar gibi tüylü versiyonları da vardır. Almak şart değildir, %60-70 indirimde görene kadar tabi :)

Termal içlik:

%100 sentetik olan bu içlikler teri vücudunuzdan alıp bir üst katmana göndermekle görevlidirler, büyük beden almamanız vücudunuza oturan bir beden almanız performan açısından iyi olacaktır. Alt-Üst takımlar şeklinde piyasada çokça bulabilirsiniz. Eskiden fiyatları bir oldukça pahalıydı ancak şu an ucuz seçenekler çokça bulunmakta. Eskiden pahalı olduğundan yün içliklerde bu içlikler yerine kullanılmaktaydı. Yün de pamuklunun aksine çabuk kuruyan bir materyaldir ancak polyester kadar çabuk değil. İleride yün içliğin polyester içliğe üstünlük sağladığı noktalardan da bahsedeceğim.

Çorap, Bere, Eldiven:

Çorap konusunda söylenecek en önemli şey kesinlikle pamuklu çorap giymeyin, en aktif bölgelerinizden biri ayaklarınız olacağından en çok terleyen de yine ayaklarınız olacaktır. Trekking faaliyetleri için piyasada satılan sentetik çoraplar yine işinizi görecektir. Bu tarz ürünler içinde piyasada çeşitli teknolojiler bulunmaktadır, bunlardan en popüler olanları çorap eldiven ve berelerde sıkça kullanılan Thinsulate malzemesidir. Isıyı maksimum içeride tutmak üzere geliştirilmiştir. Birde Thermolite ve Coolmax teknolojileri vardır. Adlarından da anlaşılacağı üzere biri sıcak diğeri serin tutmak için üretilmiştir.

Bere konusunda arada şunu belirteyim, windstopper kullanılan berelerin kulak kısımlarıda windstopper olunca dışarıdan gelen ses bir hayli kesiliyor, bu da bir outdoor aktivitesinde bir dezavantaja dönüşüyor. Böyle bir eksikliğini gördüm kişisel olarak.

Eldiven kısmında ise bir iki şey belirteyim, Şahsen üç çeşit eldiven kullanıyorum doğada, biri en ince eldivenlerim, bu garsonların taktığı eldiven gibi düşünebilirsiniz hareketi kısıtlamadığından elimden neredeyse hiç çıkarmıyorum, tabi dağ koşulları için konuşuyorum, dolayısı ile ellerim soğuktan zarar görmüyor. İkinci olarak polar eldivenlerim var biraz soğuk havada bunları kullanıyorum, üçüncü olarakta çok soğuk karlı ortamlarda kar eldivenlerimi kullanıyorum. Piyasada yine windstopper eldivenler bulunmakta, bunlarda bir hayli kullanışlıdır tahminimce.

Bu yazıda bu kadar. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Bu kadar yazıyorum buraya kadar okuyanların gözü korkmasın burada bahsettiğim malzemeler bu iş için üretilmiş profesyonel malzemeler ancak olmazsa olmaz değildirler. Sadece rahatlığı bir adım öteye taşırlar. Evet birçoğu pahalıdır fakat biraz daha az konforlu ancak bir hayli ucuz alternatifleri mevcuttur. Sakın gözünüz korkmasın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...